HUKUK DEVLETİ VE YARGI SEMPOZYUMU YAPILDI

Türkiye Cumhuriyeti'nin 94. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından düzenlenen Hukuk Devleti ve Yargı Sempozyumu, 27 Ekim 2017 Cuma günü Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.

Sempozyumun açış konuşmalarını TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Birleşmiş Milletler UNDP Ülke Direktörü Claudio Tomasi, Avrupa Konseyi Türkiye Program Ofisi Başkan Yardımcısı Pınar Başpınar ve İngiltere Galler Hukuk Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Av. Tony Fisher yaptı.

Sempozyumun Temel Hak ve Özgürlüklerin Kısıtlanması konulu oturum, Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran yönetti. Av. Hakan Canduran, oturumu açarken yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin 94'üncü kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlediği bu anlamlı sempozyum için TBB'ne teşekkür ediyor ve hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Bu oturumda, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması konusunu hep birlikte masaya yatıracağız.

Biliyorsunuz, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından ilan edilen ve 15 ayını geride bırakan Olağanüstü Hal, üç aylığına bir kez daha uzatıldı. 15 aylık OHAL sürecinde, bu oturuma konu olabilecek çok sayıda gelişmeye tanıklık ettik.

OHAL kapsamında çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle kısıtlanan temel insan haklarının başında, biz avukatları yakından ilgilendiren savunma hakkı geliyor.

Üzülerek söylüyorum ki özellikle 667, 668 ve 676 sayılı KHK'larda yer alan kısıtlamalarla kutsal savunma hakkının adeta beli kırılmıştır. Bunlar yetmezmiş gibi bugünlerde, darbe yargılamalarını hızlandırabilmek için sanık savunmalarına süre sınırlaması getirilebileceğine dair haberler dolaşıyor ortalıkta.

Buradan, savunma hakkına yeni kısıtlamalar getirmeye hazırlananlara, 'adaletsiz savunma, savunmasız adalet olmayacağı' gerçeğini bir kez daha hatırlamak istiyorum.

Çok değerli konuşmacılarımız bizlere tüm bunları ayrıntılarıyla anlatacaklar. İzninizle ben, sadece tartışmanın temelini oluşturacak bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum.

İnsan haklarının tarihi, felsefi ve hukuki temellerini, bireylerin özgürlük ihtiyacı ile siyasi iktidarların hakimiyet iddiası arasındaki çatışma oluşturmaktadır.

Belli hakların herkes için güvence altına alınması düşüncesi, bugünkü modern anayasa hukukunun temeli sayılan bazı önemli belgelere yansımıştır.

1215 tarihli Magna Carta, yani İngiliz Büyük Şartı, şöyle demektedir:

'Hiçbir özgür insan yakalanıp tutuklanamaz, mal veya mülkünden edilemez, hâkir görülüp lanetlenemez veya herhangi bir şekilde felakete düçar edilemez.'

1789 Fransız İhtilâli ile insan hakları alanında çığır açılmıştır. Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi'nde, insanların tabii hukuktan kaynaklanan doğal, evrensel ve devredilemez haklara sahip olduğu vurgulanmıştır. Fransız İhtilâli, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik parolasıyla tüm dünyaya hitap etmiştir.

Çağdaş demokrasilerde temel hak ve özgürlükler, yasa koyucular açısından bağlayıcıdır ve yasal düzenlemelerde mutlaka rehber olarak göz önüne alınmaktadır.

Bizde de Anayasa'nın 2'nci kısmı, çok geniş bir temel hak ve özgürlükler katalogu ihtiva etmektedir. Bu düzenleme ile temel hak ve özgürlüklere birer anayasa normu niteliği kazandırılmıştır. Sahip olduğumuz temel hak ve özgürlükler, yaşama hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, ibadet hakkı, özel yaşamın gizliliği hakkı ve ekonomik haklardır.

Anayasa'nın 11. maddesi de anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel kurallar olduğuna vurgu yapmaktadır.

Peki insan haklarına yapılan bir müdahalenin meşru olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Ulusalüstü belgelerde düzenlenmiş haklara taraf devletçe bir müdahalede bulunulmuş olduğu sözleşme organlarınca kabul edilirse söz konusu müdahalenin meşru olup olmadığı incelenir. Bu inceleme üç aşamadan oluşmaktadır:

Birinci aşama, söz konusu müdahalenin kanunla öngörülüp görülmediği ve hukukilik koşulunu karşılayıp karşılamadığı;

İkinci aşama, yapılan müdahalenin sınırlama ölçütlerine ya da bir başka deyişle meşru amaçlara uygun olup olmadığı ve

Üçüncü aşama, müdahalenin/sınırlamanın 'demokratik bir toplumda gerekli' olup olmadığıdır.

Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde adalete erişim hakkını zorlaştıran bir durumu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz Ankara Adliyesi, Adalet Bakanlığı tarafından parçalara bölünerek dağıtıldı. Hali hazırda idare mahkemeleri Konya Yolu'nda, ağır ceza mahkemeleri Sıhhiye'de, iş ve ticaret mahkemeleri Balgat'ta, asliye - sulh hukuk ve tüketici mahkemeleri Dışkapı'da, icra hakimlikleri ve icra daireleri Söğütözü'nde hizmet veriyor.

Ankara Barosu olarak, bu süreçte çok mücadele verdik. Direndik, imza kampanyaları başlattık, ortak akıl toplantıları düzenledik; adalet bürokrasisine ziyaretler yaptık, koridor yürüyüşleri düzenledik. İtirazlarımızı bulduğumuz her fırsatta bulduğumuz her yetkiliye ilettik. Hatta davalar açtık.

Bir kamu hizmeti olan avukatlığın icrasını imkansız hale getiren taşınma meselesinin bir avukat için adeta temel hak ve özgürlükler kadar önemli olduğunu vurguladık. Üzülerek söylüyorum; bu girişimlerimiz, Ankara'da adliyenin parça parça dağıtılmasına engel olamadı.

Ancak yeni Adalet Bakanımızın bu konudaki açıklamaları, bizleri yeniden umutlandırdı. Ankara'daki adliye sorununu ivedilikle çözmek için arsa arayan Sayın Adalet Bakanı'nı, bu sorunu yargının tüm bileşenleriyle birlikte çözmeye çağırıyor ve Ankara Barosu olarak kendisine her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu iletmek istiyorum."

Temel Hak ve Özgürlüklerin Kısıtlanması oturumuna, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Önceki Yargıcı David Thor Bjorgvinsson, 24. Dönem Milletvekili Prof. Dr. Süheyl Batum ve TBB Önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Celal Ülgen konuşmacı olarak katıldı.

 

TARİH: 27 Ekim 2017

YER: Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi