Avukatların vekaletname olmaksızın dosya inceleyemeyeceği yönündeki Yargıtay Başkanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle İdare Mahkemesi’ne dava açılmıştır. 

 

 

ANKARA NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

 

 

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMLİDİR

DURUŞMA İSTEMLİDİR

 

 

DAVACI               : Av. Selin Gündoğdu

VEKİLLERİ          :Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi adına

                             Av. Doğan Erkan – Av. Deniz Aksoy – Av. Dilrüba Kayı                              

DAVALI                :Yargıtay Başkanlığı

                               Atatürk Bulvarı No: 100 Bakanlıklar/ANKARA

 

DAVA KONUSU :10.04.2013 tarihli davalı işlemi yetki-şekil-sebep-konu-amaç yönlerindenhukuka, hukuk devletine ve kamu yararına aykırı olduğundan,öncelikle yürütmesinin durdurulması ve  İPTALİ ile bu işlemin dayanağı olarak gösterilen Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 10.01.2013 tarih ve 8 sayılı düzenleyici işlem niteliğindeki yok hükmündeki kararı, yetki-şekil-sebep-konu-amaç yönlerindenhukuka, hukuk devletine ve kamu yararına aykırı olduğundan,öncelikle yürütmesinin durdurulması veİPTALİ istemidir.

 

AÇIKLAMALAR   :

1- 20467 baro sicil nolu Ankara Barosu avukatı müvekkil davacı Selin Gündoğdu 10.04.2013 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dosya Sorgu Bölümü’ne gelerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2012/86161 Tebliğname sayılı dosyasını incelemek istemiş; ancak ilgili birimdeki görevli tarafından müvekkile vekaletnamesinin  olup olmadığı sorulmuş, vekaletnamesinin olmadığı öğrenilince  görevli tarafından vekaletname olmaksızın dosyayı inceleyemeyeceği belirtilerek istemi reddedilmiştir. Müvekkil bunun dayanağını sorduğunda Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bu konuda kararı olduğu sözel olarak kendisine bildirilmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanacak ilgili maddeleri uyarınca avukatın dosya incelemek için vekaletnamesinin olmasının gerekmediği, bu uygulama ve dayanak kararının hukuka aykırı olduğu, dosyadan örnek almak istemediği sürece avukatın dosya incelemesinin hak, yetki, görev ve sorumluluğu gereği engellenemeyeceği itirazının görevli tarafından dinlenmemesi üzerine müvekkil davacı, Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi’ne (bundan sonra “Ahm” olarak anılacaktır) telefonla ulaşarak durumu anlatmış, yaşadığı mesleki hak ihlali için bir meslektaşının görevlendirilmesini istemiştir. 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 95/IV. maddesi uyarınca “mesleği ve meslektaşların haklarını savunmak, hak ihlallerinde her türlü idari ve yasal girişimde bulunmak üzere yetkili kılınmış” Avukat Hakları Merkezimizce Av. Osman Emre Tekin görevlendirilmiş, kendisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşması üzerine müvekkil şikayetini yazılı olarak da Av. Osman Emre Tekin’e bildirmiştir (EK-1: Talepçi istem dilekçesi).

 

Bunun akabinde müvekkil ve merkez görevlisi meslektaşımızın ilgili birimde, adının Gülvan Yılmaz olduğu öğrenilen görevliye yeniden dosya inceleme için beraberce başvurmaları ve yine ret yanıtı almaları üzerine; müvekkil davacı “İncelemek için istemde bulunduğu dosyanın Avukatlık Yasası’nın ilgili maddeleri uyarınca kendisine incelemek üzere verilmesi, bu isteminin reddi halinde ret işleminin yasal dayanağının tarafına bildirilmesi” istemini içerir ekteki (EK-2: Dilekçe örneği) dilekçe ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı olarak başvurmuştur. Başvurusunun alındığına dair evrak da ektedir (EK-3). Bu başvuruya cevaben müvekkile ekte sunulan (EK-4: 10.01.2013 tarihli Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı) verilmiş ve müvekkil dosyayı inceleyemeden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan ayrılmak zorunda bırakılmıştır.

 

Kararın gerekçesi ekte de görüleceği üzere şu şekildedir: Temyiz incelemesi için Yargıtay Ceza Dairesine gelen dosyaları; sanık müdafiliğini (vekaletname, yetki belgesi, mahkeme kararı, tutuklu veya hükümlü ise sanık tarafından cezaevi veya mahkeme kanalıyla gelmiş dilekçe veya faks ile belgelemek, tutuksuz ise huzurda sözlü beyanıyla) kanıtlamak şartıyla avukat veya yetkilendireceği kişilerin inceleyebileceğine 10.01.2013 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi”. Bu kararın neden hukuka aykırı olduğu ve neden iptal edilmesi ve uygulanmaması gerektiği ayrıntılı şekilde aşağıda anlatılacaktır.

 

Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi görevlisi Av. Osman Emre Tekin ekteki tutanağı (EK-5: Avukat Hakları Merkezi Görev Tutanağı) düzenlemiş, yukarıda anlatılan olayları merkez görevlisi sıfatıyla kısaca tutanak altına almıştır. Bu tutanak, istemci müvekkilin şikayet dilekçesi ve sayılan tüm diğer ekteki evrak kapsamında merkez görevlisi Av. Osman Emre Tekin’in 15.04.2013 tarihli olarak hazırlayıp Avukat Hakları Merkezi’ne sunduğu ekteki raporunda (EK-6: Rapor) olay anlatılmış, konuya ilişkin Avukatlık Yasası’nın 2. ve 46. maddelerindeki yasal dayanaklar bildirilmiş, ardından da raporun değerlendirme bölümünde;“Ekte sunduğumuz Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı incelendiğinde; Avukatlık Kanunu 2. ve 46. maddelerine açıkça aykırı bir düzenleyici idari işlem tesis edildiği görülmektedir. İptali için yargıya taşınması gereken bir karardır.” şeklinde görüş bildirilmekle birlikte; Ankara Barosu Başkanlığı tarafından Av. Doğan Erkan, Av. Deniz Aksoy ve Av. Dilrüba Kayı idari dava yoluyla idari işlemin iptalinin istenmesi için görevlendirilmiş olup; davacı avukattan vekalet alarak işbu davayı açmak gerekliliği doğmuştur.

 

2- AVUKATIN DOSYA İNCELEMESİNİN YASAL DAYANAĞI:

1136 sayılı Avukatlık Yasası 1. maddesinin 2/5/2001 - 4667/1 md. İle değişik ikinci fıkrasında“AVUKAT, YARGININ KURUCU UNSURLARINDAN OLAN BAĞIMSIZ SAVUNMAYI SERBESTÇE TEMSİL EDER” buyrulmuştur.

Aynı kanunun 2. madde 3. fıkrası uyarınca; Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.”

Bu hükmün mefhumu muhalif (agrementum a contraraio) yoluyla yorumlanması ile, avukatın dosyadan örnek almayacağı zaman vekaletname sunmasının gerekmediği sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca aynı yasa 46. maddesi hükmü gereği; Avukat veya stajyer, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur.Burada ise çok daha açık ve emredici bir hüküm bulunmaktadır.

Yine, Türk Ceza Kanunu’nun  6. maddesi d bendinde “YARGI GÖREVİ YAPANdeyiminden; yüksek mahkemeler ve adlî, idarî ve askerî mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet savcısı ve AVUKATLAR anlaşılır” denmektedir. Avukatlık Kanunu da buna paralel bir ihdas ile, 1. maddesinde avukatlığı bir KAMU HİZMETİ olarak tanımlamıştır.

Görüldüğü gibi; avukat, serbestçe savunmayı temsil edebilmek için, kendi hukuksal araştırmasını, bilgi toplamasını ve yürüyen derdest mer’ri uygulamaları gözlemleyebilmesinin karakterini kamusallıktan, uygulamasını ise dosya inceleme yetkisinden almaktadır. Avukata, vekaletnamesi olsun olmasın istediği dosyayı inceletmek zorunluluğu takdiri değil, emredici bir hükümdür. Zira yasa bu isteğin yerine getirilmesini diğer yargılama makamlarına zorunluluk biçiminde bildirmiştir. Avukatın dosya inceleyebilmesi,YARGI GÖREVİNİN YERİNE GELMESİNİN ve KAMU HİZMETİ SUNMASININ “olmazsa olmaz” koşuludur, Ve yasa gereği avukat bu incelemesini vekaleti olmayan dosyalar içinde yapabilecektir. Zira avukat, gerek kazuistik, gerek kazai içtihat oluşturulmasına, kendi vekâletli dosyalarına ışık tutmasına, kendi davasını ilgilendiren bir maddi delil araştırmasına, kendi davasıyla bir bağlantı yakalamaya ve ihtiyaç duyarsa bu bağlantı doğrultusunda “davaların birleştirilmesinin” istenmesine ehliyet sahibi bir yargı görevi yapandır. Diyelim ki sanık müdafii olarak avukatın görev yaptığı bir dosyada müsnet fiili, başka bir dava dosyasında başka bir failin gerçekleştirdiği sübut bulmuş ve dava dosyası da Yargıtay Savcılığı’nda olsun. Bu durumda avukat, müvekkili ile menfaati çatışan diğer sanığın yargılandığı dosya için o sanıktan ayrı bir vekaletname alma yasağı olduğunda göre, avukat kendi müvekkilinin durumunu doğrudan ilgilendiren bu dosyayı nasıl inceleyecek? İncelemeden kendi müvekkilinin lehine mi, aleyhine mi olduğunu nasıl anlayacak? Anlayamadan kendi derdest davasına bu davayı nasıl delil olarak gösterecek, mahkemeden getirtilmesini isteyecek? YARGI GÖREVİNİ, BAĞIMSIZ SAVUNMAYI, KAMU HİZMETİNİ NASIL YERİNE GETİRECEK? Anılan davalı düzenleyici işlemi uygulanmaya ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanmaya devam ettiği sürece şüphesiz avukat görevini yapamayacaktır. Bunu yasayı açıkça çiğneyen Yargıtay Başkanlar Kurulu böyle uygun görmüştür ne yazık ki.

Kaldı ki; bir avukat mesleği gereği işi kabul edip etmeyeceğine dosyaya bakarak, dava konusunu/suçlama konusunu inceleyerek, kendi serbest meslek merceğiyle ve kendi etik prensipleriyle değerlendirerek karar verebileceği gibi; dosyaya ne işlem yapılması gerektiği bilmek ve müvekkiliyle görüşmek, anlaşmak için de dosyayı VEKALETNAME ALMADAN önce incelemeye ihtiyaç duyabilmektedir. Bu yorumu en iyi ortaya koyan argümanlardan biri, İzmir 16. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.01.2011 tarih, 2011/79 Değişik İş no.lu kararıdır. Anılan kararda mahkeme “avukatın her incelediği dosyada vekalet sunmasının mümkün olmadığı, dosyayı inceledikten sonra çeşitli sebeplerden dolayı vekalet almaktan vazgeçebileceği, avukat alamayacağı bir dava için vekalet sunarsa taraflara boş yere masraf yaptıracağı ve üstlenmeyeceği bir iş için avukatın hukuken sorumlu olacağı ve gereksiz vergi yükümlülüğü altına girerek mağdur olacağı…, mahkememizce Anayasa’nın 36. Maddesinde yer alan hak arama hürriyeti, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. Maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı, avukatlık kanunu ve ceza muhakemeleri kanununa bağlı olarak, avukatın soruşturma dosyasını “gizlilik kararı yoksa” VEKALET KOYMADAN İNCELEMEK HAKKINA SAHİP OLDUĞU kanaatine varıldığından” demekle konuyu aydınlatıcı emsal bir yol göstermiştir (EK-7).

Hepsinin ötesinde; kovuşturma (ve bu aşamadaki dosya incelemesi) de alenidir, herkese açıktır. Adliyede her türlü dosyayı incelemek avukat için hak iken; Anayasanın 10. Maddesi uyarınca “eşitlik” ilkesi gereği aynı uygulama Yargıtay, Danıştay gibi yüksek mahkemeler ve kamu kurumlarında da olmalıdır, aksi hal Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır.

YASADAN DOĞAN VE AVUKATIN MESLEĞİNİN GEREĞİ OLAN DOSYA İNCELEME HAK VE YETKİSİNİ HİÇBİR GEREKÇE OLMADAN VE AÇIKÇA AVUKATLIK YASASI’NI ÇİĞNEYEREK ENGELLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Ankara Barosu Başkanlığı’nca 10.09.2012 tarihli 11-117/38612 sayılı yazısı ile (EK-8: Ankara Barosu yazısı); “Yargıtay ceza dairelerinde dosyanın avukatlara inceletilmesi için vekaletname ibrazı arandığı ve bunun hukuka aykırı olduğunu” ileten ve ekinde Türk Ceza Hukuku doktrinin büyük çoğunluğunu temsil gücüne sahip, farklı üniversitelerde görev yapan on altı (16) bilim insanının durumun hukuka yasaya aykırı olduğunu belirten görüşlerini de ekleyerek Yargıtay Başkanlığı’na bu uygulamadan vazgeçilmesi ve gereği için yazı yazılmış olsa da; bu yazıya yanıt olarak da Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın 13.02.2013 tarih ve C.02.0.YBB.0.07/2013/1181/1849-575 sayılı yazı ile işbu dava konusu Yargıtay Başkanlar Kurulu uygulamalarına dayanak olarak gönderilmiş, bu yazışmadan bir sonuç alınamamıştır.

3- AVUKATIN DOSYA İNCELEME YETKİSİNİN İSTİSNASI

Ceza Muhakemesi Kanununun 153. Maddesi 2. Fıkrası, avukatın kamusal ve yargısal savunma yetkisi olan bu dosya inceleme yetkisine bir istisna getirmiştir. Buna göre “Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir” denmektedir. Ancak bu düzenleme, tümüyle soruşturma aşamasına ilişkindir. Bu düzenleme, soruşturma aşamasının gizliliğini düzenleyen CMK’nın 157. Maddesinden kaynaklanan bir istisnadır. Buradaki istisnada dahi, “savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla” şartı öngörülmüştür.

Her halde, anılan istisna tamamen soruşturma aşamasına ilişkindir. Bunun dışında, iddianamesi kabul edilmiş, kovuşturma aşaması başlamış, kovuşturmayla birlikte aleniyet kazanmış ve yerel mahkemece yargılaması tamamlanmış bir dosyanın, Yargıtay aşamasında avukatın incelemesinden alıkonulması, ceza usul yasamızın cevaz vermediği, avukatlık yasamızın ise yasakladığı bir durumdur.

4- YARGITAY BAŞKANLAR KURULU KARARININ HUKUKİ NİTELİĞİ

İptalini talep ettiğimiz işlem ve dayanağı olan Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı, yargısal bir faaliyete ilişkin olmayıp, açıkça bir idari işlem niteliğindedir. Diğer yandan, müvekkil avukat açısından bireysel sonuç doğuran vekâletsiz dosya inceletmeme işleminin arkasında, genel ve düzenleme niteliğinde bir idari karar vardır. Zira tüm avukatlara vekâletsiz dosya inceletmeme yönündeki karar, somut bir dava dosyası için değil, genel nitelikli tüm Yargıtay dosyaları için soyut bir düzenlemedir. Her ne kadar Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun yasayla düzenlenen eylem ve işlemleri yargısal nitelikte olsa da,  anılan Yargıtay Başkanlar Kurulu işlemi bu üç kriter gereğince (genel, soyut ve düzenleyici olma) açıkça DÜZENLEYİCİ İDARİ İŞLEM NİTELİĞİNDEDİR.

Öğretiye göre de, “düzenleyici işlemler, sadece Anayasa’da düzenlenmiş bulunanlardan ibaret değildir” (Prof. Dr. Metin GÜNDAY, İdare Hukuku,s. 99, İmaj Yayınevi, 2002, Ankara). Yine, “düzenleme yetkisi, anayasa ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyla genel ve soyut düzenlemeler yapabilme, genel ve soyut nitelikte normlar koyabilme yetkisidir” (a.g.y, s. 193)

Görüleceği üzere, Yargıtay Başkanlar Kurulu dari düzenleyici işlem yapma yetkisine haiz olmasa da, oluşturduğu işlemin HUKUK ALEMİNDEKİ OBJEKTİF KARŞILIĞI DÜZENLEYİCİ İŞLEM’DİR.

 

5- NORMLAR HİYERARŞİSİ SORUNU:

Burada idari işlem uygulanırken çok önemli bir gerçek de göz ardı edilmektedir. İdare hukuku öğretisinde, idarenin yaptığı düzenleyici işlemlerin hem yasaya aykırı olmaması, hem de yasaya dayanması gerektiği malumdur. Yani yasa, idarenin düzenleme yetkisi hem sınırı, hem de şartıdır. Bu durumda yasalara aykırı düzenleyici işlem yapılamaz. Zira yasa ile idarenin düzenleyici işlemleri arasında hiyerarşik güç farkı vardır. İdarenin düzenleyici işlemleri, yasaya aykırı, yani contra legem olamaz. Türk pozitif hukukunda idarenin düzenleme yetkisinin intra legem (yani yasanın çizdiği sınırlar içinde) olma özelliği 1982 Anayasasının 8’inci maddesinde “yürütme yetkisi ve görevi Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilerek” denilerek ifade edilmiştir. (1)

Somut olayda da Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun almış olduğu karar, işlev açısından idari ve düzenleyici bir işlemdir. Yukarıda yasal dayanaklarını belirttiğimiz hususlar dikkate alındığında; yasalar her zaman idari düzenlemelerden üstün norm konumundadır. Hiçbir idari düzenleme yasa hükmüne aykırı olamaz. Dolayısıyla eğer müvekkil davacıya uygulanan bu karar, bir idari düzenlemeden kaynaklanıyor ise de; yukarıda gösterildiği gibi yasa hükmü açıktır ve karar yasaya açıkça aykırıdır.

6- İPTALİ İSTENEN YARGITAY BAŞKANLAR KURULU KARARI, YETKİ VE ŞEKİL YÖNLERİNDEN FONKSİYON GASPI VARDIR; DOLAYISIYLA KARAR YOK HÜKMÜNDEDİR:

“Yetki, çoğu kez, kullanılması gereken bir hukuksal güçtür, görev niteliği de taşır. Bu nedenle yetki daima yasal bir dayanağa önceden yayınlanmış bir hukuk kuralına gerek gösterir. Yetki, kamu düzeni ile ilgilidir. Yetki ile ilgili kurallar genişletici bir biçimde yorumlanıp, uygulanamaz” (Yönetsel Yargı, s. 203, Prof. Dr. A. Şeref GÖZÜBÜYÜK, Turhan Kitabevi, Ankara 2000)

Doktrinde ve yargı içtihatlarında bazı işlemlerin “ağır ve apaçık bir sakatlık”la malul oldukları ve “yok hükmünde” sayılmaları gerektiği söylenmektedir. Bu işlemlerden biri fonksiyon gaspıyla sakat işlemlerdir, bir başkası da “fiili yol”dur. Fonksiyon gaspı, idarenin yasama veya yargı organlarının görev alanına giren konularda işlem yapması durumunda ortaya çıkan sakatlıktır. İdarenin yasama fonksiyonunu gasp etmesi şöyle açıklanmıştır: Bir idari makam yasama organının yetki sahasına giren bir konuda işlem tesis edemez. Yani idari makamlar normalde kanunla ve parlamento kararıyla yapılması gereken işlemleri idari işlemle yapamazlar. Buna göre bir idari makamın yasama organının yetki sahasına giren bir konuda işlem yapması durumunda ağır ve apaçık bir sakatlık ortaya çıkar ve böyle bir sakatlıkla malul işlem yok hükmünde sayılır. Ayrıca burada avukatın yasadan kaynaklanan hak ve yetkisini, hatta görevini yapmasına engel olacak bir “fiili yol” olduğu bile söylenebilir. Avukat, kamu adına yargısal savunma görevi yapmaktadır ve savunma hakkının kısıtlanamazlığı durumunda dosya incelenememesi halinde avukatın ve dolayısıyla müvekkil adayının hak kaybına uğrama olasılığı gözetildiğinde idarenin kişilerin temel hak ve özgürlüklerine ağır ve apaçık bir hukuka aykırı müdahale, yani “fiili yol” olduğu anlamına gelmektedir. (2)

Somut olayda da; Yargıtay Başkanlar Kurulu Yargıtay Yasası’nın 17. maddesine dayandırarak aldığı kararı (17. Madde kapsamında da böyle bir kararı alma yetkisi yoktur, bu maddede yetkiler sınırlı sayıda sayılmış ve içlerinden hiçbir somut olaya uymamaktadır.) normal şartlarda ancak Avukatlık Yasası’nın ilgili maddesi yasama organınca değiştirilerek uygulanabilecekken; Yargıtay Başkanlar Kurulu burada fiili bir durum yaratarak hem idari bir kararla yasa hükmünü alt etmeye çalışmakta, hem de uygulamaya da koyması sebebiyle zımnen yasa maddesini de değiştirdiğinden yasama fonksiyonunu gasp etmiş, onun yerine geçerek yasa yapmaya kalkışmıştır. Bu durum açıkça fonksiyon gaspının şartlarının oluştuğunu göstermektedir.

Bu tür kararların niteliği “yok hükmünde” olmalarıdır; yani hukuk düzeninde sonuç doğurmazlar. Anılan sebeplerle; Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 10.01.2013 tarih ve 8 sayılı kararı Yok  Hükmünde olduğundan anılan kararın İPTALİ ile müvekkil davacıya işbu karara dayanılarak uygulanan İDARİ İŞLEMİN İPTALİ ni istemek gerekliliği doğmuştur.

 

7- İPTALİ İSTENEN YARGITAY BAŞKANLAR KURULU KARARI SEBEP, KONU, AMAÇ YÖNLERİNDEN HUKUKA AYKIRIDIR. BU KARARLA KAMU YARARI ENGELLENMEKTEDİR.

“Belirtmek gerekir ki idari işlemler, kendilerinden önce var olan ver nesnel hukuk kurallarınca belirlenmiş bulunan bir sebebe dayanmak zorundadırlar.” Yargıtay Başkanlar Kurulu Kararı’nın bu sebep unsurunu ihtiva etmediğini ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu yukarıda izah etmeye çalışmıştık. (GÜNDAY, a.g.y., s. 138).

“…İdare bir işlem yaptığında o işlemi dayandırdığı sebebi ortaya koymak ve kanıtlamak yani işlemi gerekçelendirmek zorundadır. İdarenin hiçbir somut olaya dayanmamış olması yapacağı işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olması sonucunu doğurur…, İdari işlemin maksadı ise o işlemden beklenen nihai sonuçtur. İdari fonksiyon, toplumsal gereksinimlerin karşılanması suretiyle kamu yararının gerçekleşmesine yönelik olduğuna göre, idari işlem ve kararların amacı da, kanunda açıkça gösterilmiş olsun ya da olmasın, idari hizmetlerin daha iyi bir biçimde yürütülmesi ve kamu yararının sağlanmasıdır. Bu anlamda kamu yararı, tüm idari işlem ve kararlar için genel ve değişmez nitelikte bir amaçtır” (a.g.y., s. 146).

Avukatın kamusal-yargısal işlemlerinin konusu, bağımsız savunmayı yerine getirmek üzere icrai işlemlerde bulunmak olduğunda göre, amacı da bağımsız savunmanın temsil edilmesi yoluyla KAMU YARARININ GERÇEKLEŞMESİDİR.

Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı ve buna dayanarak müvekkile dosya inceletilmemesi yönündeki işlemi, bu nedenle kamu yararının sağlanmasına dönük avukatlık hizmetinin konusuna doğrudan menfi, yasa dışı bir müdahale niteliğinde olduğundan, gerek konu yönüyle; gerekse kamu yararını ortadan kaldırması bakımından maksat yönüyle hukuka açıkça aykırıdır.

8- YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA:

Dava konusu işlem ve dayanak kararı bahse konu günde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda müvekkile uygulandığı gibi, halen hukuka aykırı alına  iş bu karar uygulanmaya devam etmektedir.Avukat meslektaşlarımızın  vekaletname ibraz etmeksizin dosya inceleyebilmelerinin yasaya aykırı şekilde önüne geçilmekte ve hak kayıplarına uğrayan birçok meslektaşımız Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi’ne başvuru yapmaktadır.

Bilindiği üzere iptal davaları, iptali istenen işlem ve kararların yürütülmesini kendiliğinden durdurmamaktadır (İdari Yargılama Usulü Yasası-İYUY m. 27/I). Yürütmenin durdurulması kararı verilmesi koşulları İYUY m. 27/II’de açıklanmıştır. Buna göre; Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir.

Anılan hüküm ve yukarıda yer verilen hüküm ile gerekçeler uyarınca; idari işlemin ve özellikle dayanağı kararın uygulanması halinde avukatlar vekâletnameleri olmadıkça dosya inceleyemeyecek; hem yasaya aykırı işlemler tesis edilmiş, hem de bireylerin savunma hakları kısıtlanmış olacaktır. Avukatın dosya inceleyememesi yüzünden sürelerin kaçırılması, dosyanın temyiz edilememesi ya da benzeri telafisi imkansız zararlar oluşması olağandır. Ayrıca anılan sebeplerle iş bu davaya konu olan idari işlem  açıkça Anayasa’ya ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerine de aykırı olduğundan İYUK  m. 27/1 in şartları da oluşmuştur.

Dolayısıyla hem telafisi güç veya imkansız zararlar doğması; hem de Anayasa’ya, yasalara açık ve şüphesiz bir aykırılık söz konusu olduğundan davalının da savunmasının alınması beklenmeksizin acilen yürütmenin durdurulmasına hükmedilmesi gerekmektedir.

 

9- DURUŞMA İSTEMİ HAKKINDA:

İş bu davada istemlerimizi sözlü olarak ve daha doğru ifade edebilmek için İİY m. 17 vd. gereği davanın duruşmalı olarak görülmesi istemimiz vardır. İstem gereği bir duruşma tarihi belirlenerek tarafımıza bildirilmesini talep ederiz.

HUKUKİ DELİLLER     :Ekte sunulan tüm deliller (Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı, müvekkilin başvuru dilekçesi, müvekkilin Avukat Hakları Merkezi başvurusu, tutanak ve tutulan raporlar) ve yasal tüm deliller

HUKUKİ SEBEPLER    :İdari Yargılama Usulü Yasası, Hukuk Muhakemeleri Yasası, Ceza Muhakemesi Yasası, Türk Ceza Yasası, Avukatlık Yasası, Danıştay Yasası, Yargıtay Yasası ve diğer yasal mevzuat

SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıklanan ve resen görülecek sebeplerle; 10.04.2013 tarihli idari işlem, yetki-şekil-sebep-konu-amaç yönlerindenhukuka, hukuk devletine ve kamu yararına   aykırı olduğundan,öncelikle idari işlemin yürütmesinin durdurulması ve  İPTALİ ile bu işlemin dayanağı olarak gösterilen Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 10.01.2013 tarih ve 8 sayılı düzenleyici işlem niteliğindeki yok hükmündeki kararı, yetki-şekil-sebep-konu-amaç yönlerindenhukuka, hukuk devletine ve kamu yararına aykırı olduğundan,öncelikle yürütmesinin durdurulması veİPTALİ ne, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz.Saygılarımızla. 10.06.2013

 

Davacı Vekilleri

 

Av. Doğan Erkan                  Av. Deniz Aksoy                  Av. Dilrüba Kayı

 

 

 

 

EKLER:

1. İstemci istem dilekçesi

2. Dilekçe örneği

3. Başvurunun alındığına dair evrak

4. 10.01.2013 tarihli Yargıtay Başkanlar Kurulu kararı

5. Avukat Hakları Merkezi Görev Tutanağı

6. Avukat Hakları Merkezi Raporu

7. İzmir 16. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.01.2011 tarih, 2011/79 Değişik İş no.lu kararı

8. Ankara Barosu’nun yazısı

9. Usulüne uygun onaylanmış vekaletname örneği

10. Yetki Belgesi

 

 


1. İdare Hukuku Dersleri, Kemal Gözler; Ekin Kitabevi Yayınları, 2002 baskı, s. 351

2.  İdare Hukuku Dersleri, Kemal Gözler; Ekin Kitabevi Yayınları, 2002 baskı, s. 256, 310, 311 vd.