Yargılama insani bir faaliyet.Yargılama haksızlık ile kısas arasında sıkışmış bir çaba. Yargılama adaleti arama ve bulma .Yargılama belki bunlardan biri belki de bunların hepsinin birlikteliği.Yargılama , yargılananın insan olması nedeniyle hukukçular kadar sanatçıları da etkilemiştir.Yargılamalar mitolojilere konu olmuştur.Antik Yunan'dan itibaren tiyatro eserlerine de konu olan yargılama kağıttan tuvale de aktarılmıştır.
İ.Ö.458 yılında yazılan ve oynanan Orestia üçlemesi (Agamemnon,Khoephoroi ve Eumenides adlı oyunlardan oluşmuştur) Atina'nın demokratik kurumlarından esinlenen Aiskhylos burada,ilkel yasalardan medeni kanuna geçişi kutlamaktadır.Aşağıdaki resim bu eserin son oyunu olan Eumenides'teki Orestes'in yargılanması sahnesini canlandırmaktadır.
İsa'nın Yargılanması
Hz.İsa'nın öldürülüşü yargı yoluyla halledilmiştir. Hz. İsa 'nın muhalifleri gelişmekte olan hareketten korkarlar.Amaçları ellerinde tuttukları iktidarı İsa ile paylaşmamakdır.İsa'nın yargılanması Yahudi önderler tarafından yapılır.İsa'nın suçu tanrının oğlu olduğunu iddia etmesidir.
Yahuda tarafından tutuklatılan İsa aynı gece yargılanmak üzere Yahudi önderlerinin karşısına çıkarıldı. Sorgusu sırasında ona "Tanrı'nın oğlu musun? " diye sordular.Bu soruya İsa olumlu yanıt verdiği için ölüme mahkum edildi.Verilen bu idam kararının doğruluğuna inanmayan Romalı Vali Pontius Pilate'nin onayı olmadan ceza infaz edilemezdi.Yahudi önderler ve yargılamayı izeleyenlerin bu cezada direnmeleri üzerine İsa çarmıha gerilme cezasına çarptırıldı.İsa başına dikenden bir taç giydirilerek çarmıha gerildi.Ellerinden ve bacaklarından haç biçimindeki kalasa çivilerle çakılan İsa 'nın ölüsü çarmıhtan indirildi ve izleyicilerden Arimateah Yusuf'a ait bir mezara kondu.Mezarın girişi büyük bir taşla örtüldü.
Kaynaklar , İsa'nın yargılama aşamasında dostlarına sakin olma telkinlerinde bulunduğu, kendilerini ele vermemelerini istediği bildirilir.Yine kaynaklara göre İsa sakin ve kendinden emin bir şekilde mahkemeyi küçümser.
Hukuk , adalet gibi kavramlar uygulamada kimliklerini yitirir ,dış dünyaya silik çirkin yönleriyle yansır.Yasaların hayata yansıması çoğu zaman acımasızdır.İlk çağlardaki uygulamalar sonu ölümle biten,teşhire dayalı, kin kusan uygulamalardı.Diktatörler ne ektilerse onu biçtiler.Ölüm sehpalarını kuranlar , kurdukları sehpalarda can verdiler!
Hutchinson, Anne(d. 1591, Alford, Lincolnshire, İngiltere ö. Ağustos/Eylül 1643, Pelham Koyu, New York. ABD), dinsel hoşgörü yönündeki çalışmalarıyla tanınan İngiliz kolonici.
Bir rahibin kızı olan Anne. 1612'de tüccar William Hutchinson'la evlendi ve onunla birlikte 1634'te Massachusetts'e göç etti. Kısa bir süre sonra vaazları tartışmak ve ilahiyatla ilgili görüşlerim anlatmak için Bostonlu kadınlarla haftalık toplantılar düzenlemeye başladı. Çok geçmeden toplantılarına rahipler ve yerel yöneticiler de katılmaya başladı. Tanrı'ya ve kurtuluşa ermede kurumsallaşmış inançlara ve rahiplerin koyduğu ahlak kurallarına uymaktan çok, insanın kendi sezgilerinin önemli olduğunu vurgulaması, Antinomosçulukla(*) suçlanmasına yol açtı.
Massachusetts Püritenlerini, dar kuralcı ahlak anlayışları nedeniyle eleştirmesi ve din adamlarının otoritesine karşı çıkması, başlangıçta Bostonlular arasında yaygın bir destek görmesini sağladı. Ama kendisine karşı çıkan John Winthrop'un vali seçilmesinden sonra, destekçilerinin çoğunu yitirdi. Yasama Meclisi'nde "din adamlarına iftira" suçuyla yargılandı ve sürgüne mahkum edildi (1637). 163738 yıllarında bir süre Roxbury'de gözaltında tutuldu. Görüşlerinden vazgeçmeyi reddettiği için Boston Kilisesi'nde yargılandı ve aforoz edildi,
1638'de bazı izleyicileriyle birlikte bugün Rhode İsland'm bir parçası olan Aquidneck Adasında bir yerleşme kurdu, Kocasının ölümünden (1642) sonra, Long Island Boğazında, bugünkü Pelham Koyu yakınlarına yerleşti. 1643'te bir Yerli baskınında ev halkının çoğuyla birlikte öldürüldü,
Haymarket Olayı, haymarket ayaklan 1 MASI olarak da bilinir, Chicago'da gösteri yapan işçilerle polis arasındaki şiddetli çatışma (4 Mayıs 1886). l Mayıs'ın uluslararası işçi günü olarak benimsenmesine temel olmuştur.
Amerikan işçi Federasyonu (AFL) l Mayıs 1886'da sekiz saatlik işgünü için genel grev ilan etmişti. 3 Mayıs'ta Chicago'daki McCormick Harvesting Machine Company'de polisin greve müdahalesi sırasında altı kişi öldü. Bunun üzerine Haymarket Meydanı'nda bir protesto mitingi yapılacağı bildirilerle duyuruldu. Bir polis birliğinin mitingi dağıtma girişiminde bulunmasına değin protesto toplantısı barışçı biçimde sürdü. Bu sırada, kimliği hiçbir zaman saptanamayan birinin attığı dinamitin patlamasıyla yedi polis öldü. Bunun üzerine polisler kalabalığa ateş açtı. Olayın ardından gazeteler ve polis kamuoyunu işçiler aleyhine kışkırttı. August Spies ve anarşist eğilimli yedi işçi önderi, kimliği bilinmeyen katille işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, ama katille bağlantıları asla kanıtlanmaksızın cinayet suçundan hüküm giydiler. Spies ve üç arkadaşı 11 Kasım 1887'de idam edildi; bir sanık intihar etti; öteki üç kişi Illinois valisi John Peter Altgeld tarafından 1893'te bağışlandı. Valinin bu davranışı kamuoyunda büyük tepki yarattı. AFL 1888'de, sekiz saatlik işgünü kabul edilinceye değin 1890'dan başlayarak her yıl l Mayıs'ta gösteriler düzenlenmesini kararlaştırdı.
Dreyfus olayı Fransa'da 18941906 yılları arasında vatan hainliği suçuyla hüküm giyen, sonra suçsuzluğu ortaya çıkan yüzbaşı Dreyfus'ün başından geçen ve çeşitli siyasal sonuçlar doğuran bir dizi adli olaya topluca verilen ad.
1894'te genelkurmayda görevli topçu yüzbaşı Dreyfus, Paris'teki Alman elçiliğine askerî bilgiler vermekle suçlanınca, bu suçu yadsıdı (ortada ne somut bir neden, ne de açık seçik kanıtlar vardı); ama Savaş Konseyi, bir elyazısı karşılaştırmasına ve kurallar çiğnenerek zanlının avukatlarına gösterilmeden yargıçlara verilen bir gizli dosyaya dayanıp, Dreyfus'e ömür boyu sürgün ve rütbesinin geri alınması cezasını verdi.
Oysa Dreyfus yalnızca bir kuşkunun kurbanı olmuştu; yahudi olduğundan,kuşku çekmesi de,o dönem için doğaldı. Gerçekten, Edouard Drumont'un 1886'dan başlayarak La France juive (Yahudi Fransa) adlı kitabıyla ve La Libre Parole (Özgür Söz) adlı gazetesiyle yaptığı Yahudi düşmanlığı propagandası, soylular ile Katolik ve kralcı büyük burjuvalar arasında yayılmıştı. Söz konusu propaganda, eski dinsel temele dayandırılmamıştı: Drumont Yahudi inanışına karşı çıkmıyor, ama Yahudilerin kozmopolit ve açgözlü olduklarını ileri sürüyor, yurtseverlik ve onur duygularından yoksun olduklarım savunuyordu.
"SUÇLUYORUM"
Dreyfus'ün söz konuşu propagandanın da etkisiyle hüküm giyip Guyana'daki Şeytan adasına sürülmesinden sonra da genelkurmaydan bilgi sızması sürünce, Fransız Haber Alma Servisi bir başka subaydan kuşkulandı: Macar kökenli, sefahat düşkünü, borca batmış komutan Esterhazy. Üstelik Esterhazy ile Paris'teki Alman askerî ataşesi arasındaki bir yazışma da ele geçirildi. Ama genelkurmayın ileri gelen subayları, bu yeni öğeleri göz önüne almak istemediler ve suç Dreyfus'ün üstünde kaldı.
Dreyfus dosyası konusundaki kuşkularım dile getiren komutan Picquart kınanıp, Tunus'un güneyine gönderildi; albay Henry, Dreyfus'ü suçlu gösteren ve Esterhazy'yi temize çıkaran bir belge düzenledi. Bunun üstüne, Paris'in yahudi çevrelerinde etkili olan zengin Dreyfus ailesi, davayı kamuoyunun gözleri önüne serip, Esterhazy'yi yüzbaşı Dreyfus'e yüklenen suçların gerçek suçlusu olarak gösterdi. Esterhazy buna karşı çıkıp, üstlerinin desteğiyle bir Savaş Konseyi'nde yargılanmayı istedi ve 1898'de beraat etti, Bunun üstüne "Dreyfus Olayı". ilerici görüşleriyle tanınan romancı Emile Zola'nın gürültüler koparan girişimleriyle bir siyasal soruna dönüştü. Zola,Clemenceau'nun gazetesi L'Aurore'da yayımladığı"Suçluyorum" başlıklı ateşli açık mektupta, Dreyfus'ün suçsuzluğunu belirtip, hüküm giymesini genelkurmay subaylarının çoğunun yahudi düç mani, gerici ve kilise yanlısı olmala rına bağladı ve bu mektup yüzünde kendi de hüküm giydi.
O sırada cumhuriyetçi üniversiteli ler, "insan Hakları Birliği'ni kura rak Dreyfus yanlısı bir kampanya başlattılar; amaçları Dreyfus'ü sa vunmak, ama aynı zamanda da cumhuriyete bağlılığından kuşku duyulan orduya ve cumhuriyetçilerin doğal düşmanı Kilise'ye karşı çıkmaktı. Dreyfusçülerin propagandası karşısında. "Fransız Vatanı Birliği" diye adlandırılan bir hare ket oluştu (hareketin temsilciler Dreyfus'ün suçluluğuna inanıyor, haksız yere saldırıya uğradığım düşündükleri orduyu ve Kilise'yi savunuyorlardı). Böylece tartışma. Dreyfus'ün suçlu mu suçsuz mu olduğu konusunu aşıp, büyük siyasal ilkeler ve tutkular tartışılmaya başlandı. Zola. açılan iftira davasında hüküm giyince hapse girmemek için İngiltere'ye kaçmış, ama mahkeme sırasın da, Dreyfus'ün yargılanmasında yapılan yasadışı işlemler de ortay çıkmıştı. 1898 Temmuzunda Henry'nin düzenlediği sahte belge. Meclis mahkemesine Dreyfus'ün suçluluğunun günün başlıca kanıtı olarak sunuldu;ama ağustos ayında, sahte olduğu anlaşıldı. Bunun üstüne tutuklanan albay Henry intihar etti.
27 Mayıs Askeri Hareketi Davaları:
Asker 27 Mayıs.l960 tarihinde yönetime el koyarak, iktidar mensuplarını statüsüne bakmadan gözaltına almış, tutuklamış, yargılayıp mahkum etmiştir.Bunlar arasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar ve milletvekilleri de yer almıştır. Yassıada' da yapılan yargılanmalar olağanüstü mahkemelerde yapılmıştır. Yargılama devam ederken sanıklar baştan çizilen cezalarını almak için figüran olarak mahkemelere manevi eziyetlerle getirilip götürülmüşlerdir. Sonuç önceden de kararlaştırıldığı gibi idam cezasıdır. Cezalar aynı adada idam edilerek infaz edilmiştir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti bu yargılananları aklamış, onların itibarını geri vermiştir. Cenazeleri devlet töreni ile anıt mezarlara konmuştur.Yargılayanlar yargılanmış neticede mahkum olan idam kararlarını verenler olmuştur.
Türk Hukuk tarihine yanlış ve kasıtlı dava olarak geçen bu davalar ülkemizi yıllar boyu bir karanlık içinde göstermiştir.
1960 'lı yıllar Türkiye'de iktidar mücadelelerinin mahkemelere taşındığı dönem olmuştur.
Başbakan Adnan Menderes'in yargılanarak mahkum edilişi ve asılışı l960 'lı yılların en acımasın olaylarının başında gelmektedir.Başbakanını yargılayan Türkiye , avukatların azarlandığı , sanıkların bastırıldığı bir mahkeme ile hukuk dersinde zayıf not almıştır.
Olağanüstü kurularak faaliyet gösteren mahkeme Yassıada 'da bir seri duruşmadan sonra idam kararı vermiştir. Sertlik yaparak duruşmaları idare eden bir hakim olan Saim Başol savunmaya da izin vermeksizin , siyaset sahnesinde er veya geç mahkum olacakları , yetersiz kanıtlarla "talep gibi" mahkum etmiştir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılanması:
Deniz Gezmiş ve arkadaşları Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan THKO (Türk Halk Kurtuluş Ordusu) davasından yargılanarak TCK 146 ncı maddeden idam cezası ile hüküm giyerlerler. 12 Mart askeri hareketinin gölgesinde yapılan yargılanmalar sonucunda militarist güçlerin baskısı ile suçlu bulunurlar.
Yargılama devam ederken Prof.Dr.Faruk Erem'in TCK 146 ncı maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığına ilişkin yazılı görüşü de nazara alınmaz.Anayasal düzeni zorla değiştirmek suçundan yargılama yaparak karar veren mahkeme Faruk Erem'e ağır hakaretlerde bulunur.
Sanıkları geniş bir avukat kadrosu savunur.Koşullar zordur. İktidar seçkinleri "bir ikisini asacaksın ortalık düzelir" mantığını mahkemeye dikte ettiklerinden karar bellidir. Yapılması gerekenler yapılır, yargı çarkı döner ve asıldıkları tarih olan 6.5.l972 tarihinde 30 yaşında bile olmayan gençler düzene kurban edilirler.
Bu dava Türk Hukuk tarihinin en yanlış davalarından birisidir. Düzen, yargı yoluyla insanlara hak etmediği cezalar verebileceğini göstermiştir.
Alpaslan Türkeş Davaları:
Türkeş ihtilalci kişiliği nedeniyle iki kez yargı önüne çıkmıştır. 27 Mayıs ihtilalini gerçekleştiren kadroda yer alan Türkeş Talat Aydemir ile birlikte yargılanmıştır.
Bu yargılanma sonucunda sürgün olarak Hindistan'a gönderilmiştir. Türkeş ikinci kez 12 Eylül askeri hareketi döneminde yargılanmıştır.5 yıl tutuklu kalmış ancak neticede beraat etmiştir.