YIL: 9 SAYI: 2009/2 CİLT: 9

Değerli Meslektaşlarım,
Amerikalı psikanalist Alan Wheels anılarını anlattığı The Listener / Dinleyici adlı kitabında, köpeği Monty ile dolaştığı andaki duygu ve düşüncelerini şöyle anlatır: "Ne zaman eğilip de yerden bir sopa alacak olsam, köpeğim hemen önüme düşer. Yerden aldığım sopayı fırlatmamı bekler. Bunu oyun olarak mı algılar, yoksa görev mi bilir? Bana göre görev kabul eder ama bana öyle geliyor ki, görevinin ne olduğu konusunda çok fazla düşünmez. Sopayı fırlattığım anda düşündüğü tek bir şey vardır, gidip sopayı almak, yani görevini yapmaktır. Bunu yapmak için ne mesafe tanır, ne de bir başka engel, sopanın fırlatıldığı yere ve yöne doğru hareketlenir, karşısına çıkan her engeli aşar, kimi zaman koşar, kimi zaman yüzer veya tırmanır. Gidip sopayı alır ve bana geri getirir Görevinin sopayı sadece almak değil, onu bana getirmek olduğunu bilir Sopayı bana geri getirirken önce koşar, ama bana yaklaştığında yavaşlar: Görevini yapmak, bunun için de sopayı bana geri vermek ister, ama ben bilirim ki, yeniden bekleme pozisyonuna geçecek olmaktan da hiç hoşlanmaz. Kendine değil,' kendi dışında olan birilerine ve bir şeylere hizmet etmek, sadece benim için değil, onun için de önemli. Hizmet edebilmek için benim sopayı fırlatmamı bekler Sopayı fırlatacak birisine sahip olduğu için
köpeğimin şansh olduğunu düşünmüşümdür hep. Ben de. Tanrının benim için bir sopa fırlatmasını bekliyorum. Çoktandır bekliyorum bunu. Tanrının beni anımsamasını, dikkatini bana ^ yeniden yöneltmesini, benim Montye verdiğim görev gibi bana bir görev vermesini bekliyorum. Verir mi, vermez mi, verirse ne zaman verir bilmiyorum. Kimse de bilmiyor Ama ben yine de bekliyorum.
r
15-16 Ekim 2006 tarihinde yapılan Baromuzun 58. Genel Kurulunda/ sizlerin beni ve arkadaşlarımı göreve getirmiş olmanızı, Alan Wheels köpeği Monty için sopasını fırlatarak onu görevlendirmesi gibi-
gördüğüm, bu bağlamda bizi seçen sizlerin, sopayı bizler için fırlattığınızı ve bize sopayı geri getirme görevi verdiğinizi düşündüğüm için Alan Wheels'\n anılarını anımsadım ve sizlerle paylaştım. Seçimle ilgili olarak bu metaforu kullanmamın nedeni, seçen seçilen ilişkisinde temel kabulümün, seçenin görevlendiren, seçilenin görevlendirilen, seçenin efendi, seçilenin hizmetçi olmasıdır.

Baromuzun 58. Genel Kurulunda yaptığım konuşmada da ifade ettiğim üzere; fohn Locke, siyaset teorisinin gidişine yön veren "Yönetim Üzerine İki İnceleme" isimli ünlü eserinde, Tanrı'nın Adem'e özel bir egemenlik alanı vermediğini, yönetme hakkını genel olarak insanlığa bahşettiğini, yöneticilerin, yönettikleri toplumdaki insanların emrinde olduğunu, varlık nedenlerinin insanlara hizmet etmekten ibaret bulunduğunu, çoğunluğun isteğine ve yararına hizmet ettikleri sürece meşru olduklarını ve ancak bu koşulda onlara itaat edilmesi gerektiğini ileri sürer.

Lockeun 1689 yılında, yani bundan 3l7yıl önce ileri sürdüğü bu görüşlerle birlikte, o zaman için modern ve son derece şaşırtıcı bir düşünce doğmuş oluyordu. Bu düşünce, bir yandan iktidarın kaynağının Tanrısal olmadığına vurgu yaparken, diğer yandan yönetimin, iktidarını koruyabilmek ve meşru kılabilmek için, yönetilenlerin refahına ve mutluluğuna hizmet etmeleri, onlara yeni olanaklar sunabilmeleri gerektiğine işaret ediyordu.

Locke ile başlayan ve devam eden 150 yıllık süreç içinde ve aşama aşama siyasal eşitliğe ve ekonomik olanaklar ilkesine yönelen siyaset felsefesi, Amerikan Devrimiyle birlikte yaşama uygulanabilme olanağı buldu. Bu devrimle birlikte, ilerleme olanaklarını kısıtlayan, statüyü" bireylerin yaşına ve ailevi durumlarına göre belirleyen, babadan oğula geçen aristokratik hiyerarşi sona erdi. Bunun yerine toplumlara, statünün büyük ölçüde başarıyla ölçüldüğü yeni bir anlayış egemen olmaya başladı. Hizmetçiler işverenlerine 'hanımefendi ya da 'beyefendi diye hitap etmeyi bıraktılar, 'esquire ya da 'his/her honof gibi .unvanlar yasaklandı. Mirasın babadan en büyük erkek evlada kaldığı hukuk sistemi yürürlükten kaldırıldı, kız çocuklarına ve du kalan eşlere de eşit mal hakkı doğdu. Ayrıcalığın ve bir çok durumda katıksız ahmaklığın aristokrasisinin yerini, erdem ve yeteneğin
aristokrasisi almaya başladı. Walt Whitman'ın özlü ifadesi ile Vatandaşların Başkana değil, Başkan'ın vatandaşlara şapka çıkardığı bir sürecin önü açıldı.

Bu süreçle birlikte ve giderek, katı ideolojileri araç olarak kullanmaya indirgenmiş siyaset yapma dönemi etkisini ve işlevini yitirmeye başladı. Onun için günümüzde siyasetin misyonu, insanlara iyi bir yaşam, güvenli bir gelecek sağlamak, toplumun ve insanların yaşam kalitesini yükseltmek, bireyin entelektüel yönden kendisini geliştirmesine katkı yapmaktır. Bu misyon, sadece refah üretmek ya da zenginliğe^ indirgenmiş bir misyon olarak değil; değer üretmek, üretilen değerleri adil bir biçimde paylaşmak ve siyaseti bu bütünlük içinde anlayıp uygulamak üzerine kurulu bir misyon olarak kabul görüyor.

Locke ile başlayan ve. giderek siyaset felsefesine egemen olan seçen seçilen ilişkisindeki bu anlayış, sopasını köpeği Monty için fırlatan, ama Tann'nın da kendisi için sopa fırlatmasını bekleyen Alan Wheels'in anlayışı ile hemen hemen aynı. Onun için seçilenin görevi, seçenin kendisi için fırlattığı sopayı gidip almaktır. Yani, seçenin verdiği görevi yerine getirmektir. Baromuz bağlamında bu görev; ' çağdaş yönetim anlayışının gerektirdiği kurumsal yönetim kurallarını uygulamak en önemli kaynağımız olan meslektaşlarımızı verimli ve başarılı kılacak sistemleri oluşturmak, değişimin çok hızlı ve çok yönlü olduğu bugünün dünyasında, mesleki ve toplumsal fırsatları erken yakalayıp iyi değerlendirmek, mesleğimizin, ülkemizin ve insanlığın geleceği olan genç meslektaşlarımızın sorunlarına karşı duyarlı olmak, bu amaçla onların geleceğine yatırım yapmak, sorun çözücü bir yaklaşımla onları rahatlatacak, geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacak, mesleğin alanını genişletecek projeksiyonlar ve projeler geliştirip uygulamak, yaptığımız işleri daha da iyi yapmak, hep beraber el ele vererek daha etkin çalışmak ve böylece yaratacağımız sinerji ile Baromuzu ve mesleğimizi yüksek değer yaratan bir topluluk haline getirmektir!

Yaşama dair, yaşamı anlamlı kılmaya dair güçlü ve doyurucu amaçlarla ilgili düşünce ve hedefler üzerine yapılan çalışmaların hemen hemen hepsi, özveri, bir davaya adanmışlık, inanmışlık, yaratıcılık, kendini gerçekleştirmek, bir şey olmak değil, bir şey yapmak, önemli değil, değerli olmak gibi hedefleri işaret eder. İnsana hizmet etmekle ilgili görevlere talip olanların, bu hedeflerin bilinci içinde olmaları gerekmekle, 15-16 Ekim 2006 tarihinde yapılan Baromuzun 58.Genel Kurulunda görevlendirdiğiniz bizlerin bu bilinçte olduğumuzu belirtir, aynı anlayışla ve iki yıl süre ile bu derginin hazırlanmasına ve yayınlanmasına emek veren, şimdi ise bu görevi aynı anlayışla sürdürecek yeni meslektaşlarına gönül rahatlığı ile devir eden, fikri mülkiyet hukukuna yaptığı katkılarla Ankara Barosunun yüz akı olan sevgili meslektaşım Unsal Piroğlu'nun, onunla birlikte çalışan değerli ve özverili meslektaşlarıma. Ankara Barosu adına, kendi adıma teşekkür ederim.

Saygılarımla...

Av. V. Ahsen COŞAR Ankara Barosu Başkanı