Başkandan

Değerli Meslektaşlarım,

Ankara Barosu Dergimizin 2017 yılı 3. Cildi, hakemli makalelere de yer vermekle birlikte, Avrupa Konseyi Hukuk Yoluyla Demokrasi (Venedik) Komisyonunun Türkiye hakkında raporlarını içeren bir özel sayı olarak tasarlandı. Yayınladığımız raporların biri Sivil Düşün AB Programı tarafından, diğerleri ise İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) tarafından çevrilmişti. Yayın Merkezimizden arkadaşlarımız yayına hazır hale getirdiler. Bu çevirileri kullanmamıza izin veren İnsan Hakları Ortak Platformuna ve Sivil Düşün ABP Programına teşekkür ediyoruz.

Avrupa Konseyi’nin danışma organı olan Venedik Komisyonu Raporlarında ifade edilen görüşlerin hukuk dünyası için önemi tartışılamaz. Türkiye Cumhuriyeti, 1950 yılından beri Avrupa Konseyi üyesidir ve 2001 yılından beri Anayasamızın 90 ıncı maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargı şemsiyesi altındadır.

Değerli Meslektaşlarım,

Cumhuriyetimizin de parçası olduğu Avrupa Konseyi, hukukçular arasında adı duyulan ama mevzuatı az bilinen bir uluslararası organdır. Bu nedenle, Avrupa Konseyi’nin Statüsü’ne Dair Sözleşme’yi de yayınlıyoruz.

5 Mayıs 1949 tarihinde Londra’da imzaya açılmış ve 42. maddeye uygun olarak 3 Ağustos 1949 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşmeye Türkiye, 13 Nisan 1950 tarihinde katılmış ve 12 Aralık 1949 tarihinde onaylamıştır. 5456 sayılı Onay Kanunu 17 Aralık 1949 gün ve 7382 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Statü’nün Giriş’inde imzacı hükümetler;

“Adalet ve uluslararası işbirliğine dayalı olan barışı sürdürmenin insanlık toplumu ve uygarlığının korunması için yaşamsal bir önem taşıdığına inanarak;

Halklarının ortak mirası olan ve tüm gerçek demokrasilerin temelindeki bireysel özgürlük, siyasal özgürlük ve hukuk düzeni ilkelerinin gerçek kaynağını oluşturan manevi ve ahlaki değerlere derin bağlılıklarını yeniden belirterek;

Bu ülkülerin korunması, daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi ve ekonomik ve sosyal ilerlemenin sağlanması amaçlarıyla Avrupa’nın aynı anlayıştaki tüm üyeleri arasında daha yakın bir birliğe gerek olduğuna inanarak;

Bu gerekçeyle ve halklarının bu konudaki açık beklentilerine karşılık olmak üzere Avrupa devletlerini daha yakın bir birliğe kavuşturacak bir örgüt kurmanın ivedi gereğini göz önüne alarak;

Sonuç olarak, bir Hükümet Temsilcileri Komitesiyle bir Danışma Meclisinden oluşan bir Avrupa Konseyi kurmaya karar vermiş ve bu amaçla aşağıdaki Statüyü benimsemiştir” denilmektedir.

Avrupa Konseyinin amacı, ortak mirasları olan ülkü ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek ve ekonomik ve sosyal ilerlemelerini kolaylaştırmak üzere üyeleri arasında daha güçlü bir birliğe ulaşmaktır. Bu amaç; ortak ilgi konusu olan sorunların görüşülmesi, ekonomik, sosyal kültürel, bilimsel, hukuksal ve yönetsel konularla insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleşmesi konusunda sözleşmeler ve ortak eylemler yoluyla Konsey organları eliyle izlenir.

Avrupa Konseyi, adalet ve barışın güçlendirilmesinin insan topluluğunun ve uygarlığın korunması için hayati bir önemi olduğuna inanan, her gerçek demokrasinin dayandığı bireyin özgürlüğü, siyasal özgürlük ve hukukun üstünlüğü prensiplerinin kaynağı bulunan fikri ve ahlaki değerlere sarsılmaz surette bağlı olduğunu ilan etmiş Hükümetler Temsilcileri Komitesi (Bakanlar Komitesi) ve bir Danışma Meclisinden oluşur. Avrupa demokrasilerindeki ilerlemelere paralel olarak zaman içinde ağırlığı artan Danışma Meclisi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) olarak çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye Avrupa Konseyi Statüsünü imzalayarak kabul ettiği 1950’den beri Avrupa Konseyi üyesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Avrupa Konseyinin iki önemli bileşeninden biri olan AKPM’ye 18 üyeden oluşan bir delegasyon göndermektedir.

Avrupa Konseyinin imzalanmasını sağladığı Avrupa Konseyi Sözleşmeleri olarak da adlandırılan birçok uluslararası sözleşmelerden en önemlisi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi temelinde, Avrupa Konseyi Statüsüne uygun olarak kurulmuştur.

Değerli Meslektaşlarım,

İşte Venedik Komisyonu da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da kaynaklık eden hukuksal raporları hazırlayan, Avrupa Komisyonunun bir danışma organıdır.

Yayınladığımız Raporlar incelendiğinde, bu köşede dile getirdiğimiz hukuksal sorunların ne kadar kapsamlı ve gerçek olduğu ayrıca görülmekte, her birimiz için, Göethe’nin Faust’undaki gibi “aynadaki yüz” görünür olmaktadır.

Değerli Meslektaşlarım,

Bu cildimiz 2017 2. Cildimizle eş zamanlı yayınlandığından o sayımızda dile getirdiğimiz konuları tekrar etmek istemiyorum. Ancak, bu vesile ile Avrupa maceramızın sadece iktisadi bir bağlam ve programa indirgenemeyeceğini, halkların Avrupasının “haklar ve özgürlükler” temelinde, insan hakları, hukukun üstünlüğü, siyasal demokrasi ve özgürlükleri geliştirerek geliştiğini, Avrupa Konseyi (Bakanlar Komitesi ve AKPM), AİHS ve AİHM’in tarihi öneminin bu olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak isterim.

Bu nedenle, Avrupa Konseyine ve organlarına dar bir milliyetçi perspektiften bakılamaz; aksine, Ziya Gökalp’in mefkuresi ile aydınlanan milliyetçilik, Avrupa Konseyini bir bütün olarak, bu değerlere bağlılığı taahhüt eden üye ülkelerin hükümetlerini bu yönden denetlemeye ve sorunlar karşısında ortak çözümler geliştirmeye çalışan, dışsal değil içsel bir kurum olarak, benimsemek zorundadır.

Değerli Meslektaşlarım,

Avrupa, hükümetlerinin değil, Avrupa halklarının yarattığı bir sahnedir. Avrupa halkları içinde yer alan Türk halkı da, tüm siyasi eğilimleri ile birlikte ve Avrupa halkının bir parçası olarak bu sahnede yerini alıyor ve alacaktır. Avrupa kurumları ve organları, bir “milli çıkar ve menfaatleri koruma” yeri değildir. Avrupa hükümetlerinin Avrupa halklarına karşı demokrasinin kurucu değerleri olan aynı zamanda Avrupalı değerler karşısındaki konumunu ilerletme, bu değerlerin güçlenmesi için işbirliğini arttırma, özetle, üye hükümetlerin hukukun üstünlüğü, bireysel ve siyasal özgürlükler, insan hakları ile ilgili sorumluluklarını denetleme kurumları ve organlarıdır.

Değerli Meslektaşlarım,

Türk Milleti, Avrupa milletlerinin onurlu bir üyesi ve ayrılmaz bir parçasıdır; Türkiye Cumhuriyeti de Avrupalı bir demokrasidir, bu yoldan döndürmek isteyenlere cevabımız, sadece bir isim değil bir program ve hedef olarak, Mustafa Kemal Atatürk’tür! Daha önce de belirttim, Atatürk, özgürlük ve bağımsızlık çizgisinin kadroları ile birlikte, temeli laiklik, insan hak ve hürriyetleri ile demokrasi olan Cumhuriyeti bize miras bırakarak, geleceğe, çağdaş uygarlık hedeflerine yürüyüşümüzün sarsılmaz temellerini kurdu.

Sözümüz var, geriye düşmeyecek, ileriye taşıyacağız.

Saygılarımla.

Av. Hakan Canduran

Ankara Barosu Başkanı