Başkandan

Değerli Meslektaşlarım,

Hep birlikte bir referandum sürecinden geçtik. Olağanüstü hal koşulları içinde yapılan referandumda oyladığımız 6771 sayılı Kanunun yürürlüğü ile birlikte ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini şekillendirecek temel bir anayasa değişikliği gerçekleşmiş olacak. Referandum sadece evet ve hayır görüşünün eşit temsilinin engellendiği olağanüstü hal koşullarında gerçekleşmekle kalmadı, Yüksek Seçim Kurulunun hukuken tartışmalı kararları ile de yaralandı. YSK, 298 sayılı Kanun’un ilgili 98 inci ve 101 inci maddesindeki açık düzenlemeye ve daha önce yayınladığı Genelgeye aykırı şekilde, sandık başkanlığının mührü olmayan zarf ve oy pusulaları ile kullanılan oyların geçerli sayılması için oy verme günü aldığı ve bazı sandıklar açıldıktan sonra gönderdiği kanunsuz kararları ve sonrasında itirazlara yönelik verdiği seçim hukuku ilkelerine aykırı kararları ile hukuk kamuoyunun vicdanını sızlattı.

Anayasanın 79 uncu maddesi, “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi”ni Yüksek Seçim Kuruluna vermiş ve “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı”nı düzenlemiştir. Seçim hukukunun oluşumuna kararları ile katkı koyan YSK yetkisini bu madde ile 2980 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’dan alır. Seçim hukuku, bu karar kadar şekli bir hukuktu, seçim güvenliğini ve eşitliğini sağlamak ve seçmen iradesinin sandığa engelsiz yansımasını sağlamak üzere yıllardır gelişen bu hukuk, neredeyse kesinlik mertebesinde şekli olduğu için genellikle, YSK kararlarında, kanunilik, genelgelere ve kararlarda belirlenen biçimsel koşullara uygunluk aranır, örneğin, maddi anlamda seçilme hakkı olan kişinin bunu belgelememesi nedeni ile aday olamaması durumunda dahi biçimsel koşulu önen süren YSK kararları insan hakları hukuku bağlamında dahi tartışmaya konu edilmezdi. Çünkü, biçimsel eşitlik ve şekle uygunluk seçim güvenliğinin önemli unsurlarından biri olduğundan, seçim hukukunun şekliliğinde kamu yararı vardı. Seçim hukukunda mevcut “usulsüzlük”, “tam kanunsuzluk” ve bunun yaptırımı olan “yokluk” kavramları seçim hukukunun şekle bağlılığını ve şekle bağlı kalmamanın sonuçlarını açıkça gösterir.

Dolayısı ile seçim hukukunda en olmayacak şey, kanunsuzluktur. Seçim hukukunda, hiçbir evresinde, kanunsuz karar alınamaz; ama öncelikle, belirli bir seçime ilişkin YSK Genelgeleri yayınlanıp ilan edildikten sonra, genelgeye aykırı işlem yapılmaması ve karar alınmaması, kanuna aykırı kararın hiç alınmaması gerekir. Bu nedenle eski Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın, “Yasa hükmü açık. Oy kullanılan zarfların üzerinde ilçe seçim kurulu mührü olması lazım. Oy pusulalarında da sandık kurulu mührü olmalıdır. Hiç mühürsüz zarf ve oy pusulaları geçersizdir. Yasada bu çok açık bir şekilde yazılmıştır. Bu konuda tartışma anlamsızdır. Mühürsüz oyların iptal edilmesi yasa gereğidir” (http://bit.ly/2ojz1Ar) demektedir.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu da, konu ile ilgili olarak yaptığı basın açıklamasında, ilgili mevzuatı andıktan sonra, “Bu durumda halk oylamasının sonucunu, mühürsüz oy pusulası kullanılmasından daha da ağır olarak, YSK’nın söz konusu hukuka aykırı kararı etkilemiştir. YSK’nın yapılan itirazları değerlendirirken, Anayasa madde 79 ile kendisine yüklenen sorumluluğun gereğini yerine getirmesini umuyor ve diliyoruz. Aksi takdirde seçimlerin yargı güvencesinde yapıldığından, adil olduğundan ve sonuçların güvenilirliğinden, kısacası hukukun üstün olduğu demokratik bir devlet düzeninden söz edilmesi mümkün olmayacaktır” (http://www.barobirlik.org. tr/Detay76487.tbb) diyerek uyarıda bulunmuşsa da, bu sonucu değiştirmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gözlemcileri de Anayasa referandumunun eşit olmayan bir ortamda gerçekleştiğini belirterek Barolar Birliğimizin vurguladığı bu hususun da önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdığını tespit etmiştir. AGİT gözlemcilerine göre referandum genel olarak standartları tutturamamıştır. AGİT, hukuki altyapının gerçekten demokratik bir süreç için yetersiz olduğu görüşünü dile getirmiştir.

Değerli Meslektaşlarım,

Elbette, bizim Türk Milletinin tercihini tartışmak gibi niyetimiz olamaz, ancak seçimlere düşen gölge de barizdir: 1946 yılındaki tartışmalı seçimlerden beridir, ilk kez, bu kadar ağır usulsüzlük ve kanuna aykırılık iddialarının olduğu bir referandum sonucu ile karşı karşıyayız. Seçimin hukuki güvenliği bağlamında gönüllü avukatlık sistemine dayanan ve tümüyle yansız Her Okulda Bir Avukat Projesi gerçekleştiren Ankara Barosu, bu sonuç çıkmasın, milletin tercihi ne olursa olsun ancak seçimlerimiz güvenilir olsun diye çaba göstermiştir. Bu çerçevede, Ankara Barosu’nun Anayasa Referandumu için özel olarak geliştirdiği Her Okula Bir Avukat Projesi’nde görev alacak avukatlarla koordineli çalışacak Seçim Güvenliği Kriz ve Koordinasyon Merkezi’ni kurduk. Seçim hukuku ve güvenliği eğitimi verdiğimiz yaklaşık bin avukat, referandum günü Başkent’teki sandık bölgelerinde görev aldı. Seçim üzerine hiçbir gölge düşmemesi için aldığımız bu inisiyatifin ister evet ister hayır iradesine sahip olsun, yurttaşlarımız için taşıdığı önem artık daha da çok belirginleşmiş ve kavranmış olmalıdır. Açıklamamızda da belirtmiştik: “Risk altındaki oylar, ‘evet’ten ziyade ‘hayır’ oylarıdır. Ama Her Okula Bir Avukat Projesi’nin amacı, sadece hayır oylarının çalınmasını önlemek değildir. Referandum günü sandık bölgelerinde görev yapacak meslektaşlarımız, hayır oyları kadar evet oylarının da güvencesi olacaktır”.

Değerli Meslektaşlarım,

Ankara Barosu olarak, 6771 sayılı Kanun ne getiriyor ne götürüyor, tüm bunların açık şekilde görülebilmesi için bir uluslararası sempozyum düzenledik. Bu sempozyuma dünya görüşü ayrımı yapmaksızın alanında tanınmış anayasa hukukçularını ve idare hukukçularını davet ettik, ancak, bir kısmı çağrımıza riayet ettiler.

Önceki başkanımız, Anayasa Mahkemesi önceki başkanı Sayın Yekta Güngör Özden hem açılışı yaptı hem de katıldı; hocalarımız, Ergun Özbudun, İbrahim Kaboğlu, Metin Günday, Selin Esen, Zehreddin Aslan, Ece Göztepe, Nur Uluşahin, Artuk Ardıçoğlu, Bülent Yücel, Tolga Şirin, İlker Gökhan Şen ve yabancı konuklarımız Toma Birmontiene, Boguslaw BANAZSAK sözlü bildiri sundu. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. 6771 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte, bu sempozyumda ifade edilen görüşler, daha da önem kazandığından, bu sempozyumu, yazılı katkı sunmak isteyenlerin de katılımı ile Yayınlar Merkezimiz bir sempozyum kitabına dönüştürecek. Sempozyumda yaptığım açılış konuşmasını ise, dergimizin bu sayısında okuyabilirsiniz.

Değerli Meslektaşlarım,

Bu köşede defalarca yazdığım ve sempozyumda yaptığım konuşmada da belirttiğim gerekçelerle, 6771 sayılı Kanunun yürürlüğünü özgürlüklerimiz, ülkemiz, cumhuriyetimiz ve geleceğimiz için sakıncalı bulduk. Bunu da ben kişisel olarak ifade ettim; Yönetim Kurulumuzla birlikte kurumsal olarak da açıkladık. Bunu fırsat bilen bazı meslektaşlarımız, Anayasa Referandumu sürecinde barolar üzerinden sürdürülen çirkin propagandaya katıldılar, buna üzüldük. Basın açıklamamda belirttim, burada da açıklamak isterim:

“Referandumda tercihini ‘evet’ten yana kullanan ve ‘evet propagandası’ için sokağa inen Hukuk ve Demokrasi Kurumu üyesi meslektaşlarımızın Baromuzu karalayan beyanlarını okurken kendileri için ayrıca üzüldük. Ankara Barosu’nu suçlayan meslektaşlarımız öncelikle bilmelidir ki yapılmak istenen Anayasa değişikliğiyle ilgili söz söylemek, en çok baroların hakkıdır. Avukatlık Kanunu, 76’ncı maddesinde baroları şöyle tanımlar: Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek; meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak; avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten; tüzel kişiliği bulunan; çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Aynı Kanun’un 95’inci maddesi, baro yönetim kurullarının görevleri arasında ‘hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmayı, korumayı ve bu kavramlara işlerlik kazandırmayı’ da belirtmektedir. Yani yapılmak istenen Anayasa değişikliğine ilişkin söz söylemek, baroların sadece hakkı değil aynı zamanda da görevidir. Başka bir deyişle barolar siyaset yapmamakta, görevini yapmaktadır. O barolardan biri de Ankara Barosu’dur. Aklıselim hiçbir hukukçunun, demokrasinin olmazsa olmazları arasında yer alan kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkelerini felce uğratacak böyle bir Anayasa değişikliğine “evet” demesi ise mümkün değildir. Ankara Barosu da söz konusu Anayasa değişikliğine aklıselimle “hayır” demektedir. Ve Avukatlık Yasası’nın kendisine verdiği ‘hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak koruma görevini yerine getirmektedir.

Ankara Barosu’nu bir siyasi partinin güdümünde ‘hayır kampanyası yürütmekle’ suçlayan meslektaşlarımıza, bu meselenin bir parti değil memleket meselesi olduğunu hatırlatıyoruz. Bir siyasi partinin güdümünde kampanya yürütenlerin Ankara Barosu değil kendileri olduğu gerçeğini kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Ankara Barosu’nun “hayır” demesinden rahatsız olan kişilere anımsatmak istediğimiz diğer bir konu ise baroların gelir kaynaklarıdır. Barolar, milletin ödediği vergilerden oluşan genel bütçeden pay almazlar. Baroların bütçesini, üye aidatları ve vekalet pulu gelirlerinden aldıkları paylar oluşturur. Yani Ankara Barosu ve diğer barolar, referanduma ilişkin çalışmalarını milletin vergisiyle yürütmemektedir.

Milletin vergisiyle referandum kampanyası yürüten birilerini arıyorlarsa evet kampanyasında omuz omuza verdikleri iktidar partisine ve Sayın Cumhurbaşkanı’na bakmalarını öneriyoruz.”

Değerli Meslektaşlarım,

6771 sayılı Kanunun yürürlüğü ile birlikte rejimin değişip değişmeyeceğine ilişkin tartışmalar azalmayacak sürecektir. Bizzat Sayın Cumhurbaşkanının 16 Nisan Referandumundan evet tercihinin kazandığını ilan ettiği konuşmasında; “Bugün Türkiye 200 yıllık kadim bir tartışma konusu olan yönetim sistemi konusunda tarihi bir karar vermiştir. Bu karar sıradan bir olay değildir. Çok ciddi bir yönetim sistemi üzerindeki değişim, dönüşüm kararının verildiği gündür bugün. Her zaman olduğu gibi bu halk oylamasında da mevcudu savunmak kolay, değişimi savunmak zor olmuştur. Hamdolsun bu zoru başardık ve milletimizin teveccühüyle tarihimizin en önemli yönetim reformunu hayata geçiriyoruz” (http://bit.ly/2oHoP60) dediği düşünüldüğünde, bu tartışmaların durulmasını beklemek de mümkün değildir.

Anayasa hukuku bağlamında “köklü bir yönetim sistemi” değişikliğinden söz ediyorsak, bunun olası sonuçlarına dair daha önce yapılmış olan uyarıların yersiz olduğu nasıl söylenebilir? Ankara Barosu, açıklamasında, “Biz, bugün burada elimizde var olan ve içine doğduğumuz muazzam güzellikteki Cumhuriyetimizin yıkılmasına ‘hayır’ diyoruz. Çünkü biliyoruz ki yok edilmeye çalışılan Cumhuriyet, toprakları üzerinde yaşayan her ağacın kökü kadar derindedir ve kişisel çıkarların şekillendirdiği ‘kandırılmışların’ keyfiyetine terk edilemeyecek kadar kıymetlidir” dedi ve ben de 5 Nisan Avukatlar Günü’nde Yüce Atatürk’ün huzuruna çıkarak şunları yazdım:

“Aziz Atatürk;

Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü.

Ankara Barosu Yönetimi, avukatları ve stajyer avukatları olarak bir kez daha huzurlarınızdayız.

En büyük eseriniz olan Türkiye Cumhuriyeti, bugünlerde yine kritik bir yoldan geçiyor. 11 gün sonra tarihi bir referandum için sandık başına gideceğiz. Ve kurucusu olarak sizin bile sahip olmadığınız yetkileri tek bir adama teslim edip etmeyeceğimize karar vereceğiz.

Bilmenizi isteriz ki Ankara Barosu, tarihi boyunca olduğu gibi bu kritik süreçte de hiç bir organ, makam, kişi ya da kuruluş karşısında eğilmemiştir. Bundan sonra da eğilmeyecektir.

Ankara Barosu avukatları ve müstakbel avukatları olarak, bağımsız savunmanın; evrensel insan haklarının ve özgürlüklerin; hukukun üstünlüğünün; demokratik, laik, sosyal ve hukuk devletinin güvencesi olmaya devam edeceğiz.

Ve kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmasına asla izin vermeyeceğiz”.

Cumhuriyetin temel siyasal tercihi, insan hakları ve hukuk devletidir. Bu temel tercihlerle sınandığında Anayasa değişikliği ileriye doğru atılmış bir adım gibi görünmemektedir. Ankara Barosunun Cumhuriyete ve cumhuriyetin değerlerine ilişkin uyarısı bir siyasi parti yandaşlığına ya da ideolojik tercihe değil, bilim insanlarının da dikkat çektiği bu bilimsel hakikate dayanmaktadır: “Anayasa değişikliğinin kabulü halinde, Cumhuriyetimizin temel nitelikleri olan demokrasiden ve hukuk devletinden söz etmek mümkün olmayacaktır. … Cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin mesut, muvaffak ve muzaffer olacağını’ duyurmuştur. Getirilmek istenen Anayasa ise ancak mutsuz, başarısız ve yenik düşmüş bir devletin anayasası olabilir” (Prof. Dr. Devrim Güngör, Güncel Hukuk, sayı 160, s.29). “…bu anayasa değişiklik teklifiyle Cumhuriyet’in asli kurucu iradesinin temel siyasal tercihlerinin temelden değiştirildiği tespit edilebilir” (Doç. Dr. Ece Göztepe, Güncel Hukuk, sayı 159, s. 51). Önceki sayımızda yayınladığımız Kemal Gözler’in, İbrahim Kaboğlu’nun, Selin Esen’in, Sami Selçuk’un ve diğer değerli hocalarımız makalelerinde yer alan değerlendirmeleri eklediğimizde bu, bir varsayımdan çok hukukçularda hakim bir kanaate dönüşmektedir: “Hiçbir hak ulusun temsilcilerine demokrasiyi ortadan kaldırma özgürlüğü vermemelidir. Oysa bu değişikliği hazırlayanlar, demokrasiyi görmezden gelerek Türkiye’nin 200 yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü anayasa mücadelesini tamamen yok ediyorlar”(Süheyl Batum, Güncel Hukuk, sayı 159, s. 39). “Anayasa’nın 15. maddesi gereğince, madde içeriğindeki çekirdek hak alanı dışında tüm hak ve özgürlüklerin askıya alındığı olağanüstü rejim döneminde; demokrasinin gereği olan ‘sınırlı iktidar’ ve ‘yetki paylaşımı’ yerine, devlet yetkilerinin tek merkezde toplanmasına dönük Anayasa değişiklikleri aynı zamanda, bugüne dek sürdürülen ‘özgürlükçü-demokratik anayasa’ arayışının sonlandırıldığının ilanıdır” (Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Güncel Hukuk, sayı 159, s. 41).

İdare hukuku bağlamında “köklü bir yönetim sistemi” değişikliğinden söz ediyorsak, yürütme organının tek bir kişi olduğu, bütün idari teşkilat üzerinde bu kişinin koşulsuz ve sınırsız atama yetkisi bulunduğu ve yürütme alanındaki yasama yetkisinin de münhasıran bu kişiye verildiği bir sisteme kolaylıkla “hukuk devleti” diyebilir miyiz?

Değerli Meslektaşlarım,

Bu alıntılar çoğaltılabilir. 6771 sayılı Kanunun, olağanüstü hal koşullarında yapılan, hayır tercihinin baskı altına alındığı ve ölçümü de tartışmalı bir referandum ile kabul edilmiş olması karşısında, yeterli bir siyasal meşruiyet üretip üretmediği, siyasal partilerin tartışma konusu olmayı sürdürecektir. Bizim hukuken söyleyebileceklerimiz, Venedik Komisyonu raporlarına da yansıdığı şekilde, referandumun OHAL koşullarında, tüm devlet aygıtının evet oyu lehine seferber edilerek hayır aleyhine yaratılan eşitsiz koşullarda gerçekleştirildiği ve bazı yönlerden plebisite yaklaştığıdır. Buna rağmen ulusun yüzde 49’unun onayını alamayan bir değişiklik, demokratik anayasa kamuoyunca demokratik anayasa yapım/değiştirme usullerine uygun bulunmayacaktır. Türk Milletinin tercihlerini tartışmayı aklından dahi geçirmeyecek Ankara Barosu olarak, Cumhuriyetin temel tercihlerine ilişkin bir tartışma ortaya çıktığında, bunu kayıt altına almak hukuki ve tarihi sorumluluğumuzdur.

Değerli Meslektaşlarım,

Bu değişiklikle birlikte, en genel anlatımla, yasama, yürütme, yargı dengesi yürütme lehine bozulmakta, yürütme organı tek bir kişi haline dönüşmüş, fren, denge ve denetim mekanizmaları ihmal edilmiş bir siyasal modele geçilmektedir (Prof. Dr. Sultan Tahmazoğlu Üzeltürk, Güncel Hukuk, sayı 158, s.14). Bu modelde de, Baromuzun meşruiyetini aldığı Anayasa maddesi yerinde durmakta, değiştirilmediği müddetçe, insan haklarını ve hukuk devletini savunma görevimiz devam etmektedir. Bu modelde de, Ankara Barosu, siz üyelerinden aldığı güçle, cumhuriyeti, insan haklarını ve hukuk devletini savunmaya devam edecektir.

Değerli Meslektaşlarım,

Bu sayıda Olağanüstü Hal Kararnamelerini ve sonuçlarını mercek altına aldık. Bu konuda bir çok meslektaşımızın hukuksal bilgilenme talebinden doğan ihtiyaç karşısında, kurullarımız paneller düzenledi. 685 sayılı OHAL KHK’si ile kurulacağı düzenlenen ve henüz kurulmamış olan Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nun etkili bir başvuru yolu oluşturup oluşturmayacağı da sorulup tartışılıyordu. Hocalarımız bu konuda son derece aydınlatıcı yazılar kaleme aldılar.

Değerli Meslektaşlarım,

Aslında OHAL ile ilgisinin kurulması çok zor olmakla birlikte, OHAL nedeniyle çıkarılan kararnamelerle iflasın ertelenmesi müessesinin tedbir hükümlerinin uygulanmasına da OHAL nedeni ile ara verildi. Tedbir hükümlerinin uygulanmasına ara verilen iflasın ertelemesi kurumu ile ilgili olarak Talih Uyar’ın hazırlamış olduğu makaleleri bir bütün oluşturması nedeniyle birleştirerek ayrı ve özel bir bölüm olarak yayınlıyoruz.

Değerli Meslektaşlarım,

Bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan örgütümüzde, temel birimlerimiz, Merkez ve Kurullarımız bir hizmet örgütünün parçası olduklarının bilinci ile de çalışmalarını başarı ile sürdürüyorlar. Bu çalışmaları internet (genel ağ) sitemizden duyuruyoruz ve haberlerine de ulaşabiliyorsunuz.

Ayrıca Baro Bültenimiz aracılığı ile de faaliyet ve hizmetlerimizi hem duyuruyor hem de sizlerin denetimine sunuyoruz.

Bu arada Ocak 2017 ayında çok önemli bir adım attık. Baromuzun meslek içi ve meslek öncesi eğitim çalışmalarında bir sıçramaya tekabül edeceği kurulduğu kısa süre içinde görünür olan Ankara Barosu Avukatlık ve Staj Akademisinden (AVSA) ve çalışmalarından sizleri buradan da haberdar etmek isterim.

AVSA ile seçim sürecinde vaat etmiş olduğumuz şekilde bir ilki başardık ve sadece üç ayda, ona yaklaşan eğitimi ve etkinliği başarı ile organize ettik. AVSA’nın, Baro kurullarımızın ve sizlerin desteği ile hızla büyümeye ve gelişmeye devam edeceğine dair büyük bir güven besliyor, ilgi ve katkılarınızı esirgemeyeceğinizi umuyorum.

Saygılarımla,

Av. Hakan Canduran

Ankara Barosu Başkanı