Başkandan

Değerli Meslektaşlarım,

Bu köşede, sizlerle ilk buluştuğumda, 2014/4 sayısında, başka deyişle bugünden dört yıl önce, 2017 Referandumu gündeme gelmeden ise üç yıl önce, şu uyarıda bulunmuştum:

“Türkiye’nin demokrasi tarihi, parlamentonun merkezinde yer aldığı demokratik mücadeleler içinde şekillenmiş, parlamenter demokrasimiz zaman içinde kökleşmiştir. Türkiye için istikrarlı olabilecek ve demokrasiyi otokratik yönelimlerinden koruyacak model de parlamenter demokrasidir. Elbette başkanlık hükümeti sistemi, kendi başına, kurumsal olarak anti-demokratik değildir. Ancak hükümet ve Beştepe çevrelerinden yükselen seslerin içeriği, sistemin daha şimdiden Türk Tipi Başkanlık Hükümeti Modeli olarak başkanlık sisteminin kendi demokratik hususiyetlerinden arındırılarak içindeki fren ve denge sistemi olmaksızın güçlendirilmiş bir Başkan özlemi ile savunulması, parlamenter demokrasimizin selametinin hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olduğunu bize düşündürtmektedir.”

Artık, arzu edilen, adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak konulan, ancak basında Cumhurbaşkanı olarak değil Başkan olarak anılması kural haline gelen Cumhurbaşkanının merkezinde durduğu Başkanlık Sistemi, 4 yıl önce “kendi demokratik hususiyetlerinden arındırılarak içindeki fren ve denge sistemi olmaksızın güçlendirilmiş bir Başkan özlemi ile savunulduğunu” teşhis ettiğimiz sistem içinde yaşıyoruz. Birilerinin özlemi gerçekleşmiş bulunuyor elbette, “fren ve denge sistemi olmaksızın güçlendirilmiş Başkan” özleyenler, istediklerini almış oldular.

Ama ya vaat edilen istikrar ve demokrasi… Demokraside 1876 Anayasası’nın dahi gerisine düştüğümüz ileri sürülüyor, istikrar için de Duyun-u Umumiye idaresini yeniden kurmaya çalıştığımızı söyleyenler var, bu doğrudur ya da değildir, belki de abartılıdır, ama gerçek şu ki, Başkanlık Sistemi ile çok değil 6 ay içinde geldiğimiz yer bu tartışmaların tam göbeğidir… Geçen sayımızda belirtiğim, sistemin yarattığı anayasal, idari ve hukuki sorunları birlikte tartışarak çözebileceğimiz umudunu körelten yapısal bir sorunun açığa çıktığının işaret fişeğidir bu tartışmalar. Elbette, sistemi geriye döndürerek mi demokratik başkanlık sistemi kurum ve kurallarını içerecek şekilde reforma tabi tutarak mı ilerlenmesi gerekeceği siyasi bir tartışma konusudur. Bu tartışma bağlamında, vaktiyle ve durmaksızın yapılması gereken uyarıları, Ankara Barosu Başkanı olarak yapmış olmanın huzuru içinde isem de, bu bir yurttaş olarak karşı karşıya kaldığımız durumdaki şahsımın ve de her birimizin sorumluluğunu azaltmıyor, aksine arttırıyor.

Değerli Meslektaşlarım,

Şahsına bir yargıç tarafından saldırı ile ilgili basın açıklamamı, saldırı sadece şahsıma değil, avukatın hak ve hukukuna yönelik olduğundan paylaşmak isterim:

“Ankara 12.İş Mahkemesi Hakimi Abdulvahab Dabakoğlu, 24 Mayıs 2018 tarihinde, duruşma salonunda bulunan meslektaşlarımızı, hukuka ve hakimlik mesleğinin vakarına aykırı bir şekilde kovmuştur. Avukatlık Kanunu’nun “Baro Başkanının Görevleri” başlıklı 97. maddesinin 6. bendi gereğince; “MESLEK ONURU VE BAĞIMSIZLIĞI İLE İLGİLİ İŞLERDE KANUNLAR VE MESLEK KURALLARININ GEREĞİNİ HER TÜRLÜ ORGANLARA KARŞI SAVUNMAK VE BU KONUDA DOĞRUDAN DOĞRUYA VEYA DOLAYISIYLA KENDİSİNİ GÖREVE ZORLAYAN HUSUSLARI YAPMAK”la yükümlü Baro Başkanı sıfatımla, görülen duruşmanın bitmesi beklenmiş ve hakimle konuşularak soruna çözüm ararken hakimin olumsuz tavırları neticesinde salonun dışına çıkılmıştır. Kısa bir süre sonra hakim yaptığı yanlışın farkına varmış ve duruşmanın aleniyetini sağlamak için avukatları duruşma salonuna davet etmiştir.

Ancak aynı hakim, üzerinde cübbesi ile kürsüsünü ve duruşma salonunu terk etmiş; avukat cübbemle beklerken üzerime yürümüştür. Koridorda bulunan meslektaşlarım araya girmiş; hakimin şahsıma fiziksel saldırıda bulunmasını engellemişlerdir.

Yapılan saldırı, sadece şahsıma yönelikte değildir. Yapılan saldırı, mesleğe, meslektaşa ve barolara yöneliktir. Bu saldırıyı bir hakimin bireysel hareketi olarak değerlendirmek, yanılgı olacaktır. Bu saldırı, savunmasız yargı hayalleri savunmasız yargı hayalleri gören zihniyetin dışa vurumudur.

Türk Milleti adına yargılama yapan ve karar veren bu hakimin, üzerindeki cübbenin ve bulunduğu konumun ağırlığına ve saygınlığına yakışmayan bu saldırısı, tüm yurtta ve yargı camiasında infialle karşılanmıştır. Sadece avukatlar değil yüzlerce hakim ve savcı meslektaşlarımız da üzüntülerini dile getirmişlerdir.

Konu, binlerce avukatın talebiyle, adalete güveni sağlamakla yükümlü ve görevli Hakimler Savcılar Kurulu’na taşınmıştır. Hakimler Savcılar Kurulu önünde yurdun dört bir yanından gelen avukatlar ve baro başkanları, şahsımda tüm avukatlara yapılan bu saldırıyı protesto etmiştir. Bu sırada Hakimler Savcılar Kurulu Başkanı tarafından hakim hakkında derhal soruşturma başlatıldığı ifade edilmiş; avukatların haklı tepkilerinin önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Aradan bir buçuk aydan fazla bir zaman geçmiştir. Bu süreçte olaya tanık olan meslektaşlarım tek tek ifadeye çağrılmıştır. Ancak aynı hakim, aynı mahkemede ve aynı kürsüde Türk Milleti adına karar vermeye devam etmektedir. Hakimler Savcılar Kurulu tarafından sözde yapılan, bize göre ise zamana yayılarak unutturulacağı düşünülen soruşturma tamamlanmamıştır.

Ülkemiz, adalete güven endeksinde bu ve benzeri nedenlerle yerle yeksan olmuştur. Vatandaşlarımız da adalete güvenmemektedir. Bu hakimin mesleki taassup ile korunması ve soruşturmanın tamamlanmaması, tüm avukatlarca esefle karşılanmaktadır. Bu hakim, kim yada kimler tarafından korunmaktadır? Hakimler Savcılar Kurulu bu sorunun cevabını vermek zorundadır.

Hakime dokunmayarak mahkeme kürsüsünü teslim edenler, yüz on bin avukatın aklı ile alay etmek istemektedirler ki; biz buna izin vermeyeceğiz.

Hakimler Savcılar Kurulu tarafından verilen sözün tutulacağına, soruşturmanın tarafsızca ve derhal yapılacağı beyanına inanan biz avukatlar, sabırla sonucu bekledik. Ancak sessizlik hala sürmektedir.

Hakime dokunmayanlar, bu kez şahsımı ‘şikayet edilen’ sıfatıyla ifadeye çağırmışlardır. Ben ifademi biraz önce savcılığa yazılı olarak verdim.

Ancak soruşturmayı zamana yayarak unutturmaya çalışanlar bilmelidir ki; biz, bu işin sonuna kadar takipçisiyiz.

Hiçbir baskı, hiçbir gözdağından da korkmuyoruz. Savunmayı savunmaktan da yılmıyoruz. İyi niyetle ve bir kez daha bu hakimin derhal görevden el çektirilmesini istiyoruz. Aksi takdirde vatandaşın ve avukatların gözünde, yaptığı saldırı neticesinde güvenini yitiren hakimin Türk Milleti adına karar vermesini kuşku ile karşılamaya devam edeceğiz ve bu kuşkuyu yaratan da Hakimler Savcılar Kurulu olacaktır. Bu nedenle Hakimler Savcılar Kurulu’nu bir kez daha göreve davet ediyoruz.”

Değerli Meslektaşlarım,

OHAL’in kaldırılmış olması başlı başına önemli bir adımdır. Ancak, OHAL uygulamalarını kalıcı hale getiren yasal düzenlemeler yerinde olmamış, demokrasimizi yaralamaya devam edecek siyasal, hukuki ve sosyal koşulların devamına dayanak oluşturmuştur. Bu konu başlı başına ele alınmayı gerektirecek kadar önemli… Ancak ben bu son söyleşimizde, geride bıraktığımız dönemdeki faaliyetlerimize odaklanmak istiyorum.

Değerli Meslektaşlarım,

Biliyorsunuz ben baro başkanlığına adaylık bayrağını, Demokratik Sol Avukatlar Grubu içindeki bayrak yarışından aldım. Görevi ise Baromuzu kurulduğundan beri Atatürk’ün izinde, demokratik katılım mekanizmalarını işleterek, mesleki sorunlara odaklı ancak Kanun’un verdiği insan hakları ve demokrasiyi savunma görevini bir gün bile aksatmayarak yönetmeyi düstur edinen başkanlarımızdan devraldım. Aynı anlayışla yaptıklarım ve varsa yapamadıklarım, önünüzdedir.

Kısaca son dönem faaliyet raporumuzun bir özetini, sizlere olan hesap verme yükümlülüğüm çerçevesinde paylaşmak isterim:

-Seçimlerden önce gerçekleşen 15 Temmuz menfur darbe girişimini lanetledik. Ancak, bunun fırsat bilinerek bir baskı rejimi kurulmasını da doğru bulmayacağımızı açıkça ilan ettik. Bu konudaki tutumuz nettir. 2 inci yıldönümü vesilesiyle Baromuzun açıklamasını, tutumuzu teyit etmesi bakımından paylaşmak isterim:

“DARBEYE VE ADALETSİZLİKLERE GEÇİT YOK! Ülkemiz, iki yıl önce, 15 Temmuz günü akşamında; sivil bürokrasiye, yargıya ve orduya, kısaca devletin her kademesine sızan ve çeşitli siyasi destekler ve operasyonlar vesilesiyle sızmasına izin verilen FETÖ’nün, kanlı ve alçak darbe girişimine maruz bırakılmıştır. Darbe girişimi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin; laik, üniter, demokratik parlamenter rejimine ve ilkelerine, hukukun üstünlüğüne ve insan hak ve hürriyetlerine, Cumhuriyet’in erdemlerine ve değerlerine kastedilmiştir. Ankara Barosu olarak yıllarını darbelerle mücadele ile geçirmiş ve hukukun üstünlüğünü her koşulda savunmuş olan bizler, ülkemizin rejimine kasteden darbecileri ve onların karanlık zihniyetlerini lanetliyoruz. Demokrasimizin ve parlamenter rejimimizin kurtarılmasında, darbeye ve bu karanlık zihniyetlere karşı kahramanca mücadele verirken yaşamını yitiren kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz. Ankara Barosu olarak hukukun üstünlüğüne inanıyor ve Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında parlamenter rejimi ve çoğulcu demokrasiyi savunuyoruz. Ülkemizin bir daha böyle darbe girişimlerine sahne olmaması için; çocuklarımızın daha aydın, daha barışçı ve daha umut dolu bir gelecekte aklı ve irfanı hür bir yaşam sürmesi için, FETÖ ve benzeri örgütlerle mücadelede şunları talep ediyoruz: 1) Devlet yönetiminde; hukukun üstünlüğü, adalet, liyakat ve şeffaflık gibi evrensel değerler ölçüt olarak esas alınmalı ve hiçbir mezhebi, dinsel, etnik ve kültürel aidiyete kayırmacılık yapılmamalıdır. 2) Darbeyi gerçekleştirenlerin siyasi ayağı ve aktörlerinin tümü bir an önce açığa çıkartılıp haklarında hukuki işlem başlatılıp, en ağır cezaya çarptırılması gerekmektedir. 3) Hukuki manipülasyonlara yer verilmemesi için darbe ile mücadele adı altında muhalif sesler susturulmamalı, çok sesliliği esas alan daha kaliteli bir demokrasinin inşasına başlanılmalıdır. Çünkü unutulmamalıdır ki çok sesli bir dünyaya TEK sesle ve TEK anlayışla ulaşılamaz. 4) İnsan haklarını ve özgürlüklerini sınırlayan, nice haksızlıklar ve hukuksuzluklar yaratmış olan OHAL gibi hukuk dışı yönetsel uygulamalara derhal son verilmeli, bir daha benzeri uygulamalara izin verilmemelidir. 5) Hukukun üstünlüğüne daha çok önem verilmeli, güçlülerin hukukuna karşı kayıtsız şartsız insan hakları ve özgürlükleri savunulmalı ve güçlendirilmelidir. Siyasi iktidarın ve tüm kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.”

-Ankara Adliyesi’nin parçalara bölünmesine karşı çıktık. Ayrıntısı Faaliyet Raporumuzda yer alan sayısız toplantı, basın açıklaması, protesto vb. eylem gerçekleştirdik. Bu konu tam olarak çözüme kavuşmamış olsa da, çözümü için Bakanlık ile istişare içinde adımlar atıldığını söyleyebilirim.

-Dönemimizde 6771 sayılı Kanun referandumu yapıldı ve Anayasa değişikliği gerçekleşti. Başkanlık sistemine karşı çıktık, Referandumda hayır dedik. Getireceklerini ve götüreceklerini anlamak ve anlatmak üzere sempozyumlar, basın açıklamaları vb. düzenledik. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen yeni sistemin -ki bu artık yeni bir rejimdir- demokrasi kurumsallaştırma, temel hak ve hürriyetleri koruma, hukukun üstünlüğünü sağlama, sürdürebilir ve istikrarlı idare kurma, ekonomik gelişme performansını hep birlikte, içinde yaşayarak görüyoruz.

-Yargı sistemi, sorunlar içinde debelenmekle yetinmiyor, bizatihi işleyiş tarzı ve varlığı, demokratik gelişmenin ve temel hak ve hürriyetlerin önünde bir engel haline dönüşmeye başladı. Bu yargı sistemi içinde, OHAL döneminde avukatların rolüne müdahale edilerek savunma hakkı kısıtlandı ve bu müdahaleler kalıcı hale getirildi, ÇHD, ÖHD gibi avukat örgütleri kapatıldı buna karşı çıktık. Sadece avukatlar üzerinde değil, Yargı-Sen gibi hakimlerin uluslararası hukuka uygun demokratik örgütleri üzerinde baskı kuruldu, sürgün uygulamaları geliştirildi. Sadece savunmayı savunmadık, bu uygulamalara da karşı çıkarak hakim meslektaşlarımızın yanında durduk.

-OHAL’i benimsemedik, uygulamalarına temel hak ve hürriyetler zaviyesinden, insan hakları ve demokrasi temel değerlerine dayanarak çeşitli etkinlikler ile karşı çıktık, “OHAL’de Yeter Özgürlük, Adalet, Demokrasi İstiyoruz” dedik.

-Adil bir seçim için, seçim güvenliğinin önemine vurgu yaptık, “her ilde, her okula bir avukat” projesini diğer barolarımızla birlikte, başarıyla yürüttük. Böylece seçimler üzerine düşen gölgelerin aydınlanmasına katkı sunmaya çalıştık.

-Avukatların haklarını ve yurttaşın hukukunu savunmak üzere bir çok davada bizzat taraf olduk. Örneğin, Avukat tarafından UYAP sistemine kaydedilen banka hesabı üzerine vergi dairesi tarafından e-haciz uygulanması işlemine karşı, Baromuzun da müdahil olduğu, Baromuz üyesi meslektaşımız tarafından Ankara 6. Vergi mahkemesinde açılan iptal davasında 28.05.2018 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verildiğini, bir kez de buradan duyurmak isterim.

Değerli Meslektaşlarım,

Bu dönemde de merkez, kurul ve komisyonlarımız başarı ile faaliyetlerini icra etmişlerdir. Her bir merkez, kurul ve komisyonumuzu saymayacağım, bu faaliyetlerin bütünü, toplumsal cinsiyet eşitliği semineri de, sanat müziği konseri de, çıkardığımız dergiler, yayınladığımız kitaplar, yaptığımız panel, konferans ve sempozyumlar, birlikte gezilerimiz, meslek içi eğitimlerimiz, her biri, birlikte baromuzdur, her birinde görev olarak çalışan meslektaşlarımıza teşekkürü borç bilirim.

Tüm başkan adaylarına ve ekiplerine Ankara Barosu 65. Dönem Olağan Genel Kurulunda yapılacak seçimlerde başarılar diliyorum. Görevi onurla devraldığım tüm eski başkanlarımız gibi baronun dışında değil içinde katkı sunmaya, başka vesilelerle sizlerle söyleşimizi sürdürmeye devam edeceğim.

Saygılarımla.

Av. Hakan Canduran

Ankara Barosu Başkanı