ULUSLARARASI HUKUK KONFERANSI YAPILDI

Aralarında Ankara Barosu’nun da bulunduğu 15 baro ile yerli ve yabancı hukuk örgütleri tarafından ortaklaşa düzenlediği OHAL Koşulları Altında Türkiye’de Yargı Sistemi konulu Uluslararası Hukuk Konferansı, 13 - 15 Ocak 2017 tarihleri arasında Ankara Plaza Hotel’de yapıldı.

Konferans kapsamında 14 Ocak 2017 Cumartesi günü OHAL’de Baroların Görev ve Yetkileri, Baroların ve Üyelerinin Karşılaştıkları Baskılar konulu panel gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü Adana Barosu Önceki Dönem Başkanı Av. Mengücek Gazi Çıtırık’ın üstlendiği panele, Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Ahmet Özmen, Adana Barosu Başkanı Av. Veli Küçük, Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan, Barselona Barosu’ndan Av. Robert Sabata ve Podova Barosu’ndan Av. Giacomo Gianolla konuşmacı olarak katıldı.

Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran, panelde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Hukukun üstünlüğü ilkesi, günümüzde dilimizden düşürmediğimiz; kazanılması için ciddi uğraşlar vermek zorunda kaldığımız bir değerdir.

Hukukun üstünlüğü, “gücünü bizzat hukuktan alan yargının, yasamanın işlemlerini, yürütmenin de eylem ve işlemlerini yargısal yönden denetleyerek yargı kararlarının herkesi, özellikle yasama ve yürütme erklerini bağlaması” olarak tanımlanmaktadır.     

Avukatlık Kanunu’nun sekizinci kısmında, Baroların Kuruluş ve Nitelikleri başlıklı 76. maddesi, barolara hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak görevini vermiştir.

Avukatlık Kanunu’nun 95/21. maddesinde de hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak baro yönetim kurullarının görevleri arasında sayılmıştır.

15 Temmuz darbe girişimi ve devamında olağanüstü hal ilan edilmesi ile birlikte, bastırılan darbe girişimi ile ilgili hukuki sürece ilişkin durum tespiti yapmak ve süreci koordine etmek için Baromuzca kriz ve koordinasyon merkezi kurulmuş olup, yapılan işlemler Baromuzca yakından takip edilmiştir.

Darbe girişimi gerekçe gösterilerek tasfiye ve tutuklamalar başlamış; akademisyenlere yurtdışına çıkma yasağı konulmuş; YÖK baskısıyla dekanlar istifaya davet edilmiş; kamu kurumlarında antidemokratik uygulamalar başlatılmış; aralarında avukat, hakim ve savcıların da bulunduğu değişik mesleklerden yüzlerce insan gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.

Olağanüstü Hal KHK’ları ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikler neticesinde hukuk dışı uygulamalar yaratıldığını gözlemledik. Devam etmekte olan sorgu ve yargılama süreçlerinin hukuk kurallarına uygun yürütülmesi, suçlulara hak ettikleri cezaların iç hukuk ve taraf olduğumuz uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak verilmesi gerektiğini birçok kez vurguladık.

Hukukçuların, olağanüstü hale açık şekilde karşı çıkma yükümlülüğü vardır.

15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından, 16 Temmuz’da, darbenin her şeyden önce hukuksuzluk olduğunu, darbelerin Türkiye’ye verdiği zararı en iyi hukukçuların bildiğini söyledik.

20 Temmuz 2016’da yaptığımız kitlesel basın açıklaması ile darbe girişimini protesto ettik. ‘Ankara Barosu, bağımsız, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nden yana taraftır’ açıklamasını yaptık.

Olağanüstü halde hukuk dışı uygulamalar, avukatların yaşadığı sıkıntılar, avukatlık hakkının meslektaşların gözaltına alınması ve tutuklanması ile ayyuka çıkmıştır.

OHAL KHK’larında savunma hakkını hiçe sayan hükümlerle karşılaştık; ‘avukatın giremediği cezaevine hukuk da giremez’ dedik. ‘Hukuk, bir gün herkese lazım olacak’ diye haykırdık.

Israrla ve inatla avukatın sistemin dışına çıkarılmaya çalışıldığını; savunmanın, yargılamanın bir parçası olarak kabul edilmediğini; avukatlığın sadece hukuksuzluğun şekli unsurunu tamamlayacak bir payanda olarak görme zihniyetinin devam ettiğini söyledik.

Türkiye’nin hukukla değil, hukuku ayaklar altına alan OHAL KHK’ları ile yönetildiği takdirde, yaratılan sistemde sanık olunduğu zaman haksızlık çığlıklarını biz avukatlardan başka duyan olmayacağını söyledik, uyardık.

‘Avukatlık, özgür ve serbest düşüncenin, bilginin ve cesaretin mesleğidir’ dedik; her fırsatta sesimizi duyurduk.

Ancak üzülerek görmekteyiz ki Baromuzun uyarılarına rağmen yapılan uygulamalar ile evrensel hukuk kuralları ile ceza hukukunun temel ilkeleri çiğnenmiş; savunma ve adil yargılanma hakkı hiçe sayılmış; suçlunun suçsuzdan ayrılması zorlaşmış; masumiyet karinesi göz ardı edilerek, hukuki kriterler dışına çıkılarak gözaltı ve tutuklamalar adeta bir ‘cadı avına’ dönüşmüştür.

Soruşturmaların yürütülmesi açısından dile getirdiğimiz bu endişelerle ilgili haklılığımız, öncelikle avukat, hakim ve savcı meslektaşlarımızın gözaltına alınması, tutuklanması daha da belirgin hale gelmiştir.

Olağanüstü hal, Türkiye’ye, bizlere yabancı bir kavram değildir. Türkiye, il defa OHAL ile karşılaşmıyor ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki geçmişte askeri darbe ve sıkıyönetim dönemlerinde bile 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında getirilen bu OHAL süreci kadar sıkıntı yaşanmamıştır. Hiçbir zaman hukuk bu kadar çiğnenmemiştir.

İlan edilen OHAL’i takip eden süreçte, özellikle savunma hakkı hiçe sayılmıştır. Suç ve ceza tehdidi altında savunma gerekeni söyleyemez ve yapamaz hale getirilirse hak arama özgürlüğünün işleyişi, hukuk ve demokrasi sıkıntıya girer.

Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz parçası olan savunma hakkının gereği olarak Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yasalarla tarafımıza tanınmış olan hakları kullanarak, aynı zamanda avukatların meslek örgütü olma, onların hak ve menfaatlerini korumak amacıyla, 676 sayılı KHK için Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak bu KHK ile savunma hakkının, hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin saptanmasını istedik.

Adli süreçlerin iyi takip edilmesi, devlet meşruiyetinin zedelenmemesi, OHAL’in fırsata çevrilmemesi, gerçek olan ve olmayanın birbirinden ayrılması, soruşturmanın özüne zarar vermeden ve savunma hakkının kısıtlanmaması ve yargılamaların amacından saptırılmamasını sağlamak, Baroların en önemli görevdir.

Çünkü olağanüstü hal, kritik bir dönemdir. Hak ve özgürlükler hassasiyetle gözetilmelidir; kısıtlamalar gereklilik ve ölçülülük kriterlerine uymalıdır. Uluslararası hukuktan doğan emredici düzenlemeler dikkatle uygulanmalıdır.

Bizde olağanüstü hal, Anayasa’da yer alan geçici bir yönetim biçimidir. KHK ile düzenleme yapma rahatlığının, rehavete ve güç kullanımına dönüşmesi engellenmelidir. Bunu gerçekleştirecek olanlar da şüphesiz avukatlar ve avukatların meslek örgütleridir.

Yargının bağımsız ayağını oluşturan; sav, savunma ve karar mekanizmasının olmazsa olmazı avukatlar, yargının kurucu unsurlarındandır.

Devletin temeli adalet, adaletin temeli de savunma ve avukatlardır.

Dolayısıyla barolar, demokrasiyi, laikliği, hak ve özgürlükleri, erkler ayrılığını, yargı bağımsızlığı gibi demokratik erdemleri kaygı edinmektedir.

Baroların varlık nedeni, hukuku toplum adına korumak ve kollamaktır. Avukatlık Kanunu’nda barolar, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Baroların sadece avukatlara değil, topluma karşı da görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Gördüğü hukuka aykırılıklara karşı durmak, sesini yükseltmek, etkili bir baskı gücü oluşturarak hukukun üstünlüğüne uyulmasını sağlamak en temel görevleridir. Hukuk ile toplum arasındaki ilişkiyi sağlayacak tek kurumsal yapı, barolardır; böyle de olması gerekir.  

Baroların bu kaygılarla ilgili ne kadar haklı olduğu, olağanüstü halin ilan edilmesinden bu yana yaşananlarla sabittir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, adil yargılamanın önündeki engellerin aşılması, tarafsız ve bağımsız bir yargı sisteminin kurulup işletilmesi ancak ve ancak baroların kılavuzluğunda gerçekleşebilir.

Olağanüstü hal kapsamında en son nokta, ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü şartlarda Anayasa değişikliği yapılmak istenmesidir.

Olağanüstü hal varken Anayasa’yı, rejimi, TBMM’nin ve Cumhurbaşkanı’nın rollerini, parlamenter sistemi değiştirmek için kolların sıvanmış olması, tablonun ne kadar vahim olduğunu ve hangi noktalara ulaşabileceğini göstermektedir.

Son olarak, olağanüstü halde Türkiye’nin durumu ile ilgili olarak Oscar Wilde bir sözünde şöyle söylüyor: Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi, olup bitenden kendisini sorumlu tutmaz.

Böyle tasvir edebileceğimiz bir ortamda Ankara Barosu, bu anlayışa zıt bir tavır benimsemiştir. Sorumluluk bilinci ve inancı ile hareket etmiştir; etmeye de devam edecektir.”

TARİH: 13 – 15 Ocak 2017
YER: Ankara Plaza Hotel