SAVUNMAYA ÖZGÜRLÜK VE HERKES İÇİN ADALET DİYORUZ!

Yaşama hakkı başta olmak üzere çocuk hakları, kadın hakları, tüm canlıların hakları, tutuklu meslektaşlarımız, işçi hakları ve çözüme kavuşmamış nice sorunlar için haftalardır süren "Adalet Nöbeti", 19 Nisan 2019 Cuma günü, Ankara Barosu'nun ev sahipliğinde Ankara Adliyesi önünde gerçekleştirildi. 
Nöbete, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Başkan Yardımcısı Av. Aşkın Demir, Av. Hava Orhon, Yönetim Kurulu üyelerinden Av. Özgen Hindistan, Av. Zafer Doğan Bilgin, Av. Meltem Akyol, Av. Güzin Tanyeri, Av. Çağrı Eryılmaz, Av. Burcu Mine Gargın ile 27 baro başkanı ve çok sayıda meslektaşımız katıldı.
Nöbette konuşan Ankara Barosu Başkanı Sağkan şunları söyledi;
" Bugün adaletin başında nöbet tutmak için Türkiye’nin pek çok yerinden kalkıp gelen ve bizlere omuz, adalet çığlığımıza ses olmaya gelen tüm meslektaşlarıma, vatandaşlarımıza ve siz değerli basın emekçilerine şükranla karışık saygılarımı sunuyorum. 
Uzun zaman önce başladığımız Adalet Nöbeti, şimdilik sadece adaletin hayati önemini kavrayanların gözlerinde görünür olsa da asıl yerini tarih kitaplarında ve bir milletin vicdanında bulacaktır. İşte, bizler de bir milletin vicdanının sesi ve adalet talebinin gönüllü sözcüleri olarak burada bir araya geldik. 
Bizim bu nöbeti niçin tuttuğumuz herkes tarafından bilinen bir gerçekliktir. Onlarca meslektaşımızın işlerini, ailelerini ve sevdiklerini bırakıp her türlü önceliğinden vazgeçip görmezden gelinmeye çalışıldıkça ülkenin dört bir yanına inadına yayılan bir nöbeti tutmaya neden geldikleri gün gibi ortadadır. Ancak gerçeklere kapatılan gözler ve kulaklar için çabamızı kutsal yapan sebepleri tekrar etmek için buradayız, buradaydık ve hep burada olacağız. 
Bizler, 24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü’nün kendilerine adandığı avukatlarız. Sokakta sade vatandaş, yeri geldiği zaman oyunu çaldırmamak için oy çuvallarının başında sabahlayan seçmen, trafiğin neden kapalı olduğunu sorduğu için polislerce iki saat boyunca işkence yapılan vatandaş, gözlerimizin önünde öldürülen barış elçisi Tahir, 10 Ekim’de katledilen Uygar, sesini kısmak için dünya hukuksuzluk tarihine geçen tiyatrodan bozma bir yargılamanın yapıldığı Selçuk, sistematik bir cinayetle intihar süsü verilen Gökhan Vural, adliyelerde sürüklenen isimsiz onlarca meslektaş ve meşrulaştırılmış bir karanlığın cübbelerinden deliler gibi korktuğu adalet üzerine yemin etmiş hukuk muhafızlarıyız. 
Biz bugün burada sadece avukat değiliz. Biz; adalete su kadar, ekmek kadar ihtiyaç duyan doğmuş ve doğacak olan herkesiz. Bizler ve sizler, bir hukuk devletinde insan onuruna yaraşır şekilde yaşamak için hedef gösterilmeyi göze almış 2019 senesinde yapay bir Ortaçağ’a razı edilmeye çalışılan insanlığın ta kendisiyiz.
Kadın sığınma evlerinde 8 binden fazla kadın, 5 binden fazla çocuğuz. 
Avrupa’nın en çok çocuk işçi barındıran ülkesinin büyümüş çocukları, çocuk cezaevi yapmakla övünenlerin yönettiği bir ülkede yaşayan her çocuğa tarifi olmayan borçlarla yükümlü yetişkinlerden sadece birkaçıyız. 
Bizler, kadın cinayetlerine kurban giden binlerce kadının kız ve erkek kardeşi, hepsinin avukatıyız.
Ayşe Paşalıyız,
Şule Çet’iz. 
Münevver Karabulut,
Özgecan,
Helin,
Ve isimsiz binlerce kadınız.
Malatya Yetimhanesini hafızalarından silemeyen; Aladağ’da yakılan çocukların yasını hâlâ tutan anne, baba, kardeş, bazen de hiç kimseyiz. 
Bizler, hakkı yenildiği için bu dünyaya daha fazla katlanamayan hâkim adayı Didem Yaylalı ve onun kurmaktan vazgeçtiği hayalleriyiz. 
Şimdiye kadar tuttuğumuz her Adalet Nöbeti’nde verdiğimiz matematiksel veriler bir azalma eğilimine girmediler. Hatta istatistikleşen cinnet, cinayet ve şiddet bir önceki Adalet Nöbeti’ne göre daha da arttı. Ama biz artık bu veriler daha da artmasın diye buradayız, istatistikleşmemek için susmuyoruz. Çünkü bizler, bir ülkenin adaletsizlik raporunda “sayı” olmayı reddediyoruz. Reddettikçe birleşiyor, birleştikçe daha çok haykırıyor, haykırdıkça Mustafa Kemal Atatürk’e ve çocuklarımıza olan borçlarımızı ödemeye bir nebze daha yaklaşıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bizim Mustafa Kemal Atatürk’ten ve çocuklarımızdan başka kimseye bir borcumuz yok ama bizzat adaletin kendisinden alacağımız var. 
-Bugün sizlere ülkedeki adaletsizlik verilerinden bahsetmeyeceğim. Bunu şimdiye kadar yeterince yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz.
Ancak bugün burada, bir Cumhuriyetin başkenti ve bütün bir hikâyenin başladığı noktada göremediğimiz ancak ruhumuzla burada hissettiğimiz adaletten alacaklı herkesi anmaya davet ediyoruz.
Çünkü biliniz ki, bu ülkenin adaletinden alacağı olan herkes bugün burada. Bizlerse sadece onların ses telleri, bedenimizi ödünç verdiğimiz maddi varlıklarıyız. 
Göremeseniz de hissedebilirsiniz. Çünkü biliniz ki, Rabia Naz burada, adalet arıyor. 
Şule Çet burada. Sanıkları arkamdaki adalet sarayında tüm karanlık çabalara inat yargılanıyor.
Çorlu tren cinayetinde katledilen 7 yaşındaki Arda Sel bizimle.
Soma burada,
İş cinayetleriyle öldürülen isimsiz işçiler,
Türkan Saylan annemiz,
Gezi’de ağzına biber gazı sıkıldığı için dil kanserinden ölen ve son sözü “Beni unutmayınız” olan Mehmet İstif,
Kumpas davalarında ölüme terk edilen Kuddusi Okkır,
Hâlâ inatla failleri bulunamayan Diyarbakır Baro Başkanımız Tahir Elçi,
“Sadece adil yargılanmak istiyoruz” diyen Selçuk ve arkadaşları,
Ensar’da tecavüze uğrayan onlarca çocuk,
Minik bedeni Bodrum sahiline vurduğundan beri insanlıktan çokça eksildiğimiz Aylan Bebek,
Henüz gülümsemeyi öğrenemeden soğuktan donarak ölen minik Ayaz,
26 kişinin tecavüz ettiği ve sanıkların iyi hal indiriminden yararlandıkları 13 yaşındaki N.Ç.,
Yarbay Ali Tatar,Kocası tarafından dövülerek öldürülen Remziye Eripek burada.
Ve Batıkent’te öldürülen köpekler,Kesilen Atatürk Orman Çiftliği ağaçları ve nicesi bugün burada, hepsi de adalet arıyor.Bizler, onlar ve saymanın mümkün olmadığı adaletten alacaklı herkes için vardık, varız ve hep var olacağız.
Hep birlikte, yılmadan, daha da büyüyerek kazanacağız ve adaleti de umudumuzu ve kararlılığımızı harç yaparak ellerimizle yeniden bizzat inşa edeceğiz. 
Sevgiyle, saygıyla, şükranla ve bitmeyen bir umutla."