DUYURU

 

ANKARA BAROSU HAYVAN HAKLARI MERKEZİ

HAYVANLARI KORUMA KANUNU ile TÜRK CEZA KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ HAKKINDAKİ

GÖRÜŞ VE ELEŞTİRİLERİMİZ

 

Hayvan hakkı ihlallerini araştırmak amacıyla, TBMM bünyesinde kurulan Komisyon, sahada ve yasal zeminde tecrübeli sivil toplum kuruluşları, barolar ve meslek odaları gibi ilgililerin görüşleri ve sunumları doğrultusunda kapsamlı bir rapor hazırlamıştır. Kamuoyu ile paylaşılan raporda belirtilen tespit ve ihlallerin %90‘ına çözüm getireceği söylenen kanun teklifinin, genel olarak değerlendirildiğinde, caydırıcı olmaktan çok uzak, yetersiz ve  eksik nitelikte olduğu açıkça görülmektedir.

Kanun teklifinde yer alan maddelere ilişkin değerlendirmelerimiz:

MADDE 3       :

Anılan maddenin 2. fıkrasında; ev hayvanı ve kontrollü hayvanları bulundurma ve sahiplenme şartları belirlenmiş ve “önleyici tedbirler Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” denilmiştir. Buradan yola çıkılarak; evlerdeki hayvan sayısına yönelik kısıtlamalar da getirilebileceği açıktır. Ev hayvanı sayısına kısıtlama getirilecek olursa, bunun Anayasamızdaki temel haklara aykırı olacağını ve Anayasa ile çelişen bir yönetmeliğin uygulanmasının mümkün olmadığını da belirterek bu maddenin sakıncalı sonuçlar doğurabileceğinin altını çizmekteyiz.

MADDE 4       :

Pet shoplarda canlı hayvan satışı yasaklanmasına yönelik düzenleme tamamen göstermeliktir. Sunulan kanun teklifi ile son derece kötü koşullarda ve acımasızca üretilen hayvanların sadece teşhir edilmesi yasaklanmıştır; üretim çiftliklerinde hayvan üretim ve satışına karşı herhangi bir yasak getirilmemiştir. Halihazırda denetim yetki ve görevi olan Bakanlığın, göz önündeki pet shoplarda bulunan hayvanları dahi denetlemediği düşünüldüğünde, getirilen düzenlemenin son derece faydasız olduğu açıktır. Ayrıca sahipsiz hayvan popülasyonunun artmasının baş nedenlerinden olan üretim ve satış yalnızca pet shoplarda değil, internet siteleri üzerinden de yapılmaktadır ki söz konusu düzenleme buna karşı da herhangi bir yasak getirmemiştir. Kanun teklifinin Gerekçeler Bölümü’nün 2. maddesinde; sahiplenilip sokağa terk edilen hayvanlar nedeniyle sokak hayvanı popülasyonunun arttığı söylenmekte ancak üretime izin verilerek satın almanın önüne geçilmemektedir. Cins hayvan üretimini durdurmayan bir kanun kendi içinde çelişmektedir. Uluslar arası mevzuatlarda sokak hayvanı popülasyonunun kontrolüne ilişkin yapılan çalışmalarda da, öncelikle hayvan ticareti ve üretimin durdurulması gerektiği belirtilmektedir. Üretim çiftliği ve merdiven altı olarak tabir edilen yerlerde hayvan üretimi ve internet üzerinden satışları engelleyen bir düzenleme olmaması, kanunun bu konuda da etkisiz ve işlevsiz olacağını göstermektedir.

Sokaklarda sahipsiz olan hayvanların ve mevcut popülasyonun “sahiplenildikten sonra sokağa bırakılan hayvanlar” olduğu ifade edilmişse de, bu ifade araştırma raporuna aykırıdır. Türkiye’de sahipsiz sokak hayvanı popülasyonunun nedeni, 1397 belediyeden yalnızca 30-40 tanesinde kısırlaştırma yapılması ve merdiven altı diye tabir edebileceğimiz kayıt dışı ve kontrolsüz üretimdir. Kanun teklifi bu sorunlara yeterince cevap vermemektedir. Sahipli hayvanların kayıt altına alınması tek başına yeterli olmayacaktır. Özellikle ilçe ve köylerde hayvan yoğunluğunun olması nedeniyle nüfusa bakılmaksızın kısırlaştırma merkezleri kurulması zaruridir.

MADDE 5       :

Yasaklı veya tehlike arz eden köpek denilmek suretiyle dahi toplumda bu cinsteki hayvanlara karşı ön yargı oluşturulmaktadır. Bununla ilgili getirilen düzenlemelerin de konunun uzmanı veteriner veya davranış bilimcilerin komisyon raporunda da yer alan önerilerinin aksine olduğunu görmekteyiz. Hepimizin bildiği üzere tehlikeli ırk, tehlikeli hayvan yoktur. Tehlikeli sahip vardır. Söz konusu kanunla düzenlenmesi gereken; suç teşkil eden fiilin gerçekleşmesi halinde hayvanı silah olarak kullanan sahibin sorumlu tutulmasıdır.

Yasaklı ırk diye tabir edilen köpeklerden halihazırda barınaklarda,  son derece kötü koşullarda yaşamaya mahkum edilenleriyle ilgili hiçbir düzenleme yoktur. Barınaklar, kanunda da tanımlandığı şekliyle geçici bakımevleri olup hayvanların ömür boyu daracık kafeslerde yaşamını sürdüreceği yerler değildir. Kısırlaştırma ve aşılamanın ardından hayvanların alındıkları bölgeye bırakılmaları esastır, hal böyleyken hayvanı ömür boyu esarete mahkum etmek Hayvanları Koruma Kanunu amacı ile örtüşmeyen bir düzenlemedir. Bu sebeple bizim önerimiz; yasaklı ırk diye tabir edilen köpeklerin mevcutta barınakta olanlarının gereken önlemleri almak (ağızlık, tasma vs. şartı ile) kaydıyla sahiplerine teslimi, sahipsiz olanların da sahiplendirilmesine mutlak suretle olanak tanınmasıdır. Ayrıca, 5199 Sayılı Kanun’da yasaklı ırklar sayılmış iken,  yeni düzenlemedeki Bakanlıkça belirlenecek “tehlike arz eden hayvanlar” ibaresiyle insiyatif Bakanlığa bırakılarak, bu ırklara yenilerinin ve hatta melezlerinin eklenerek kapsamını genişletmenin önü açılmaktadır.

MADDE 9       :

Komisyon raporunun aksine bir düzenleme de “hayvanat bahçeleriyle” ilgilidir. Hayvanların yaşadığı doğal alanlardan acımasız şekilde koparılarak esaret altında tutulduğu ve sergilendiği hapishanelerin, hayvan hakkı ihlali olduğu ve kapatılması gerektiği konusunda tüm hak savunucuları ve bilim insanları hemfikir olmasına rağmen, kanun teklifinde “hayvanat bahçelerinin” kapatılmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamakta ve “doğal yaşam parkları” kurulabileceği ibaresiyle kapsamı genişletilerek yenilerinin de önü açılmaktadır.

Tüm yaşam hakkı savunucularının hemfikir olduğu, en önemli ve can alıcı maddelerinden olan 6. maddeye dokunulmadığı kamuoyuna ısrarla açıklanmıştır. 6. madde, mevcut kanundaki en önemli maddelerden biridir ve elbette varlığının korunması yine bu kanun teklifi yönünden sevindiricidir. Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarının “hayvanat bahçeleri” ve “doğal yaşam parkı kurabileceği” ibaresi eklenen  maddeyle; hayvanların asıl yaşam alanı olan doğup büyüdüğü, beslendiği ve yaşadığı alanlardan uzaklaştırılarak, yaşamını sürdüremeyeceği, ıssız ve ücra alanlara atılmalarının önü açılmaktadır.

MADDE 10     :

2004 yılında yürürlüğe giren 5199 Sayılı Kanun’un 28. Maddesi’nde, hayvanlara karşı işlenen suçlara ilişkin idari para cezaları öngörülmüştür. Halihazırdaki düzenlemede para cezaları artırılmış gibi görülse de üzerinden 17 yıl geçtiği düşünüldüğünde işbu cezaların işlenen fiiller ile orantılı olmadığı ve caydırıcılıktan uzak olduğu açıktır. Örnek vermek gerekirse; 5199 Sayılı Kanun’un 28. Maddesi (c) bendinde ‘hayvanlara tıbbi ve cerrahi müdahalelerin sadece veteriner hekimler tarafından yapılacağı’nı belirten 7. maddeye aykırı davrananlara 2004 yılı itibariyle 150 TL. olarak öngörülen idari para cezası halihazırda 2021 yılı itibariyle 1000 TL olarak düzenlenmiştir.

28/A bendi ile getirilen düzenlemeyle hayvana yönelik “bazı” eylemler, kabahat olmaktan çıkarılarak suç olarak tanımlanmış ve cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Bunu olumlu bir gelişme olarak kabul etmek mümkün ancak yetersizdir. Öyle ki ceza alt sınırı 2 yıl 1 ay olarak belirlenmediği sürece hayvana yönelik suçların hapis cezasına maruz bırakılacağını söylemek gerçekçi değildir. Zira, 2 yıl 1 aydan az olan hapis cezalarının paraya çevrilip erteleneceği veya hükmün açıklanmasının geri bırakılacağı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça belirtilmektedir. Bu çerçevede de alt sınırı 3 ay ve 6 aydan başlayan hapis cezalarının uygulamada hayvana yönelik şiddeti önlemede yetersiz kalacağı açıktır. En temel haklardan olan “yaşam hakkına” yönelik saldırıya dahi caydırıcı bir ceza getirilmemiştir. Öngörülen cezalara bakacak olursak; kasten öldürme fiili için 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası belirlenmiş ise de; gerek uygulamadaki takdiri indirimler gerekse infaz kanunlarımızdaki düzenlemelerle bu fiili işleyen kişi/kişiler hapis ile cezalandırılmayacağı açıktır.  

Ayrıca, düzenlemede suçun işlenişinde nitelikli hal ve tekerrür halleri de gerektiği gibi düzenlenmemiştir. Komisyon toplantılarında ve kanun tasarısına ilişkin önerilerimizde belirttiğimiz üzere; hayvanlara yönelik kasten öldürme eyleminin canavarca his ve saik ile işlenmesi, birden fazla hayvana karşı işlenmesi, zehir kullanmak sureti ile işlenmesi hallerinde öngörülen cezaların iki katı oranında artırılması gerekmektedir.  Ayrıca canavarca his ve saikle öldürme suçunda, failin mutlak suretle psikiyatrik yönden hasta olup olmadığı tespit edilerek gereken tedavi ve rehabilitasyonun uygulanması da toplum sağlığı açısından da zaruridir.

Ayrıca hayvan dövüşlerinden folklorik ve geleneksel diye tabir edilen boğa, deve gibi güreşlerinin ceza kapsamı dışında bırakılması da, kanunun özüyle ve amacıyla bağdaşmayan, çelişkili bir durumdur.

Düzenlemede hayvan öldürme fiilinin sadece kasıtlı hali düzenlenmiş, taksirle hayvan öldürme fiili ceza kapsamına alınmamıştır. Bu durum ciddi bir boşluk yaratmakta olup faillerin bunun arkasına saklanarak cezasız kalması sonucunu doğuracaktır.

Çok önemli bir diğer nokta, suçüstü hali olsun olmasın hayvanlara karşı işlenen suçlarda savcılığın re’sen soruşturma açabilmesidir. Bakanlığa başvuru şeklinde bir şart öngörülmesi Anayasa’ya ve temel ceza normlarına aykırıdır. Türkiye’nin her yerinde hemen her gün olan ihlallere bakanlık personelinin yetişebilmesi mümkün değildir. STK’lar ve meslek odaları da kuruluş amaçları ve görev alanları gereği hak ehliyetine sahiptir, dolayısıyla bizzat ihbar ve/veya şikayetçi olmalarının önüne engel koyulması kabul edilemez.

5199 Sayılı Kanun’daki en büyük eksikliklerden biri,  yerel yönetimlere görev ve yetki verilmiş olmakla birlikte görevini yerine getirmeyen veya bizzat hayvan hakkı ihlali yapan belediye çalışanları ve yetkilileri ile ilgili herhangi bir yaptırım ve denetim öngörülmemiş olması nedeniyle, keyfi uygulamalarla sorunlara çözüm olmak yerine sorunun kaynağı haline getirilmesidir. Kanun teklifinde bununla ilgili eksiklik aynen devam ettiğinden bu konuda da halihazırdaki kanundan bir farkı kalmayacaktır. Basına da yansıyan pek çok olayda, belediyelerin barınak veya sokakta yaşayan hayvanları zehirlediği, diri diri gömdüğü, çöp kamyonunda preslediği veya aç susuz bırakarak ölümüne yol açtığı görülmektedir. Kanun teklifindeki en büyük eksikliklerden biri kanaatimizce bunları önleyecek bir düzenlemenin olmamasıdır. Hukukçular olarak en zorlandığımız alanlardan biri, çok sayıda hayvanın kasten ölümüne sebep olduğu dosyadaki delillerle ispatlanmasına rağmen, sorumlusu olan belediye yetkilileri hakkında, İç İşleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermeyerek yargı yolunu tıkamasıdır. Uygulamadaki bu sıkıntıyı, komisyon görüşmelerinde de ısrarla vurgulamamıza karşın hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Olması gereken, belediyelerin etkin şekilde denetlenmesinin ve yargılanmasının önü açılarak; daha şeffaf, gönüllülerle eşgüdümlü çalışmaları ve görevlerini kanuna uygun şekilde yapmalarının sağlanması için caydırıcı yaptırımlar getirilmesidir.

MADDE 13     :

5199 Sayılı Kanuna eklenen maddeyle; Yeni kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte yunus parklarının, kara ve su sirklerinin kurulması yasaklanacaktır. Bu kısmı olumlu olmakla birlikte, kanunda öngörülen şekilde mevcutların, içerisindeki hayvanların yaşamı sona erene kadar açık kalacağı ve yeni hayvanlar alınmayacağı belirtilmektedir. Uygulamada sıkıntıya yol açacak ve takibi mümkün olmayacağından, ölenlerin yerine sürekli yenilerinin alınmasının önüne geçilemeyecektir. Buradaki beklentimiz ve olması gereken,  mevcuttaki hayvanların, rehabilite edilerek doğal ortamına bırakılabilecek olanların bırakılması, diğerlerinin de yaşadığı alanların rehabilitasyon merkezine dönüştürüp, olabilecek en kısa sürede kapatılması yönündedir.

 

KANUN TEKLİFİNDE DÜZENLENMEYEN HUSUSLAR

Kanun isminin, komisyon toplantısında tüm hak savunucularının hemfikir olduğu üzere, hayvanların doğuştan yani var olmakla sahip oldukları hakların tanınarak, “Hayvan Hakları Kanunu” olarak değiştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Aynı gerekçeyle, hayvan tanımının yapılmasıyla  “duygu, algı, his ve bilince sahip olan insana yakın canlı varlıklar” şeklinde açıklanması halinde ve bu bakış açısıyla oluşturulan bir kanunda, hayvanların gerçek anlamda  mal olmaktan çıkarılarak, hak süjesi olarak kabul edilmesi mümkün olacaktır.

  1. Hayvanların acı, ağrı ve işkence ile ölümüne yol açan deneysel müdahalelerin, Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alması hayvan hakları ile asla bağdaşmamaktadır. Hak savunucuları olarak, deneylerinin tamamıyla yasaklanması gerektiğini düşünmekteyiz. Tıp doktorları ve veteriner hekimlerin de katıldığı komisyon çalışmalarında; hayvan deneylerinin sadece yüzde beşinin akademik yayına konu olduğu, çoğu zaman insanlar üzerindeki uygulamalarda tam tersi sonuçlar görüldüğü, dolayısıyla bilimsel olarak yararının da hayli tartışmalı olduğu belirtilmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde çoğu türlerde deney yapmak tamamen yasaklanmış (maymunlar gibi), diğer türlerde ise yok denecek kadar azaltılarak, uygulamada daha etkili ve güvenli olduğu bilinen alternatif metodlara geçilmiştir.
  2. Kanun teklifinde, avcılık ve av turizmine ilişkin hiçbir düzenleme yer almaması büyük bir eksikliktir. Avcılık sebebiyle ülkemizde yaşayan pek çok türün nesli tükenme noktasındadır. Bunun için derhal önlem alınması, gerek neslin devamı, gerekse ekolojik dengenin korunması bakımından ivedidir. Av turizmine gelince; halihazırda, hayvanları ve yaban hayatını koruma yükümlülüğü, Bakanlık nezdinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’ndedir. Aynı birimin, belli bir ücret karşılığı korumakla yükümlü olduğu yaban hayvanları için ihale açarak, yabancılara avlama izni vermesi nasıl bir tezattır? Bu konunun da bizzat takipçisi olarak, ihalelerin iptali için idari davalar açmakta, yürütmeyi durdurma ve iptal kararları almaktayız. Ancak, kanun teklifine bakıldığında, bununla ilgili dahi bir yasaklama getirilmeyerek yargı kararlarının görmezden gelindiği ve Bakanlık eliyle hayvanların katledilmesine olanak tanındığı anlaşılmaktadır.
  3. Yine hassasiyetle belirtmek istediğimiz bir husus da, 5199 Sayılı Kanunu’nun 14. maddesinin (j) bendinde yer alan “hayvanla cinsel ilişki” ibaresinin de aynen korunmuş olduğudur.  Cinsel ilişki tarafların rızasına dayandığından söz konusu eylemin “cinsel saldırı”  olarak ifade edilmesi gerekmektedir.

 

AVRUPA BİRLİĞİ ÜYESİ BAZI ÜLKELERİN YASAL DÜZELEMELERİNE ÖRNEKLER;

İngiltere ve İsviçre’de hayvan haklarına yönelik kanunlarda, hayvanların “hisli varlık”lar olarak tanımlanmış olması olumludur. Avusturya’da da “insana eş varlıklar” olarak görülmektedirler. Yine bu ülkelerde hayvana yönelik suçlarda,  hapis cezalarına ek olarak para cezaları da verilmektedir. 2007 yılında Lizbon Antlaşması’nın da imzalanması ile birlikte Avrupa Birliği'nde hayvanlar eşya statüsünden çıkıp "sezileri olan" varlıklar olarak tanımlanmış ve çeşitli ülkelerde hayvana şiddet “suç” olarak tanımlanarak cezai yaptırımlar öngörülmüştür.  Örneğin; Hollanda'da 2011’de kabul edilen kanun ile hayvanlara karşı işlenen suçlarda üç yıla kadar hapis ve para cezasına çarptırılmaktadır.  Almanya'da da geçerli bir nedeni olmadığı sürece bir canlıyı öldüren veya canlıya acı çektiren kişiler 5 ila 25 bin avro arasında para cezasına ya da üç yıla kadar hapse çarptırılmaktadır. Fransa Medeni Kanunu’na göre “hayvanlar bilinç sahibi ve sezileri olan canlılar” olarak kabul edilmekte, evcil bir hayvana herhangi bir istismarda bulunan kişilere iki yıl hapis ile 30 bin avro para cezası uygulanmaktadır. Hayvanı sokağa terk etme cezası ise oldukça ağır ve kötü muameleyle aynı kategoride değerlendirilmekte ve Fransa’da hayvanı sokağa terk eden kişiye 30 bin avroya kadar para veya 2 yıla kadar hapis cezası verilmektedir.

Komisyon raporu ile uyumlu bir  düzenleme yapılmış olsa idi, biz de dünyaya örnek olabilecek bir kanuna kavuşacaktık. Ancak halihazırdaki düzenleme ile, örnek olmak değil emsallerine yaklaşmamız dahi mümkün görünmemektedir.