BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA

Ülkemiz Suriye’deki iç savaş patlak verdiğinden beri göç ve iltica sorunuyla daha yakından muhatap olmak zorunda kalmıştır. Ülkelerinde yaşanan iç savaştan dolayı kaçmak zorunda kalan ve geçici koruma statüsü verilen Suriyeli sığınmacılar bu bakımdan ilk sırada yer almışlardır. Kuşkusuz Türkiye, milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmakla büyük bir yük altına girmiştir; ancak bu yük, mülteci karşıtlığını ve uluslararası yükümlülüklerimizin çiğnenmesine yol açacak siyasi uygulamaların meşrulaştırılmasına hizmet etmemelidir. Bu nedenle, bilhassa son birkaç gündür basına yansıyan bazı söylemlerden dolayı duyduğumuz kaygıyı paylaşmayı görev addediyoruz.

Ülkemiz başta 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere insan hakları konusunda birçok uluslararası belgeye taraftır. Dahası mültecilerin haklarının korunması için yasal düzenlemeler de getirmiştir. Bu çerçevede ülkemizin sorumluluk altına girdiği yükümlülüklerin başında yabancılar hakkında sınırdışı işlemi yapılırken geri gönderme yasağı ilkesinin gözetilmesi gelmektedir. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4. maddesinde düzenlenen ‘geri gönderme yasağı’na göre ‘Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.’

Nitekim Anayasa Mahkemesi de mültecilerin, şartlı mültecilerin ve geçici koruma altındaki kişilerin geri gönderilmeleri konusunda alınan bazı idari kararları uygun bulmayarak, sınır dışı işlemini durdurmak maksadıyla tedbir kararları vermektedir.

Suriye’deki iç savaş riski bazı bölgelerde hala devam etmektedir. Ülkelerini terk eden kişilerden bazılarının da muhalif duruşlarından, mezheplerinden ya da etnik kökenlerinden dolayı kötü muameleye, şiddete maruz kalmaları riski bulunmaktadır. Sınırdışı işlemleri yapılırken bölgedeki bu durumun gözetilmemesi, menşe ülke bilgisinin derinlemesine araştırılmaması, uygun bir dönüş atmosferi sağlanmadan yapılacak sınır dışı işlemleri bu riski arttırmaktan başka bir amaca hizmet etmeyecektir. Böylesi bir durum savaş mağduru sığınmacıları, daha büyük mağduriyetlere maruz bırakmak anlamına gelmektedir.

Mülteci meselesi en temel insan hakkı olan yaşam hakkına temas eden hassas bir konu olup ne güncel iç siyaset ne de uluslararası politikalar için araç olarak kullanılmalıdır. Basında artan nefret söylemi, kimi bölgelerdeki sığınmacılara yönelik lokal saldırılar ve bazı siyasetçilerin demeçleri mülteci meselesinin giderek araçsallaştığını göstermektedir. Özellikle sınırdışı işleminin önceden öngörülemeyen bir husus olduğu ortadayken ‘Yıl sonu itibariyle ’80.000 yabancıyı sınırdışı edeceğiz’ gibi söylemler adeta belirlenen bir kota çevresinde, salt amaçlanan rakama ulaşmak için sınırdışı işlemi yapılacağı yönündeki endişelerimizi arttırmaktadır.

Sınırdışı işlemleri yapılırken, tüm düzensiz göçmenlerinin ülkeye yasadışı giriş yapmış yabancı muamelesine tabi tutulmaması, uluslararası koruma talebi olup olmadığı, geri gönderme yasağına tabi olup olmadığı araştırılmalı, menşe ülke bilgisi derinlemesine irdelenmelidir. Suça karıştığı iddia edilen kişiler için ise, suçluluğun tespiti idari makamlar tarafından değil, bağımsız mahkemeler tarafından yapılmalıdır. Masumiyet karinesi gereği hiç kimse kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan suçlu kabul edilmemelidir.  Hiçbir gerekçe, mültecilerin, şartlı mültecilerin ve geçici koruma altındaki kişilerin yukarıda anılan geri gönderme yasağına ve masumiyet karinesine aykırı bir şekilde sınır dışı edilmelerini haklı kılamaz. Bu nedenle son birkaç gündür yaşanan gelişmelere kamuoyunun dikkatini çekiyor ve sorumlu makamları, insan hakları konusundaki ulusal ve uluslararası yükümlülüklerimizin, demokratik bir hukuk devleti olmanın bir gerektirdiği şekilde göç ve iltica politikası yürütmeye davet ediyoruz.

ANKARA BAROSU MÜLTECİ HAKLARI MERKEZİ