BASIN AÇIKLAMASI

25 KASIM KADINLARA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ

Basına ve kamuoyuna,

Birleşmiş Milletler tarafından 1999 yılında ‘Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ olarak ilan edilen 25 Kasım’ da, 2017 yılında olmamıza rağmen eril şiddetten kurtularak kadının insan haklarındaki olumlu evrilmeyi yine göremiyoruz.

Siyasi İktidar, erkek egemen zihniyeti körükleyen, kadını dört duvar arasına hapsetmeye çalışan söylem ve düzenlemeleriyle ne yazık ki ideolojik dönüşümün en önemli ayağı olan kadınları toplumsal ve ekonomik hayattan hızla uzaklaştırma çabası içindedir.

Devletin en üst kademesinden gelen cinsiyetçi söylemler; 4+4+4 eğitim sistemiyle kız çocuklarının okula gitme oranının her geçen yıl giderek azalması; çıkartılan bir yönetmelikle lisede evliliğe izin verilmesi; her ne kadar geri çekilse de tecavüzcüsüyle evlenen çocuğun namusunun kurtulacağı zihniyetiyle hazırlanan önerge; belediyelerce hazırlanan ve kadını sadece bir cinsel obje olarak gösteren kitapçıklar; “kadına yönelik şiddeti değil; boşanmayı engelle; kadını değil, her ne pahasına olursa olsun aileyi koru” düsturu ile kurulan Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Ailenin Güçlendirilmesi Komisyonu; resmi nikâh kıyılmadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza veren yasa hükmünün iptal edilmesi; müftülüklere resmi nikâh kıyma yetkisinin verilmesi; sağlık takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin sözlü beyanla yapılacak olması dolayısıyla cinsel istismarın ve küçük yaşta resmi nikahsız evliliklerin görünmez kılınmaya çalışılması ve son olarak güncelleme bahanesiyle kadın istihdamını ve fırsat eşitliğini arttırmaya yönelik genelgede; kadın istihdamını kolaylaştırmaya ve fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik hükümlere yer verilmemesi gibi mevzuat düzenlemeleri ve pratikteki uygulamalar, şiddet uygulayan erkeklere devlet eliyle koruma zırhı sağlamaktadır.

Kimi yanlı gazetecilerin, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun’u dillerine dolamaları, keza boşanmada zorunlu arabuluculuğun getirilmek istenmesi, kadınların hedef tahtasında olduğunun göstergesidir. Bu konuda rüştlerini ispatlamış kadın kuruluşları yerine bazı marjinal ve ataerkil bakış açısına sahip kişi ve grupların görüşlerine dayanılarak hazırlanan 2016 Boşanma Komisyonu Raporu’nun adım adım hayata geçiriliyor olması, kuşkusuz bir tesadüf değildir.

Tüm bunlar, kadını ve aileyi korumak yerine sorunları halı altına süpürmeye yarayacak; işin özünde çözüm yerine ‘çözüyormuş gibi’  yapmak olacak; aileyi korumak yerine cinsiyet eşitsizliğini derinleştirecektir.

Bizler, Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Üyeleri olarak; 

Bu sembolik günün farkındalığını yaratmak ve ‘kadına yönelik her türlü şiddete’ karşı olunması gerektiğine dikkat çekmek istiyoruz.

Bugüne kadar olan taleplerimizden hiçbirisinin önemsenmediğini, kadınlara ve çocuklara karşı şiddet ve istismarın her yıl bir önceki yılı aratacak kadar fazlalaştığını, artık görmek istemiyoruz.

Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllar önce kadınlara verdiği hakların, ellerinden alınmasına asla izin vermeyeceğiz.

Kadına yönelik şiddetin ‘bir hak ihlali ve insanlık suçu’ olduğunun, başta siyasiler olmak üzere herkes tarafından kabul edilerek bu yönde mücadele edilmesi ve herkesin “KADINA ŞİDDETE HAYIR” demesi gerektiğini, basına ve kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

ANKARA BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ