BARO BAŞKANLARINDAN NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YA ZİYARET

Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran, Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan, Van Barosu Başkanı Av. Murat Timur, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Ahmet Özmen ve Sakarya Barosu Başkanı Av. Zafer Kazan, OHAL sürecinde ihraç edildikleri işlerine geri dönebilmek için başlattıkları açlık grevini cezaevinde sürdüren Araştırma Görevlisi Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça’yı 28 Haziran 2017 Çarşamba günü kaldıkları cezaevlerinde ziyaret etti.

Beş baro başkanı, aynı gün Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nde (ABEM) bir basın düzenleyerek cezaevindeki izlenimlerini, dosyanın son durumunu ve gelişmeleri değerlendirdi. Basın toplantısına, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı da katıldı.

Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran, basın toplantısında şunları söyledi:

“Bugün burada, açlık grevinde 111’inci günün dolduran Semih ve Nuriye’nin durumunu sizlerle paylaşmak için toplandık.

Ben, Nuriye’yle görüşen grubun içindeyim. Kendisine sonuna kadar destek olacağımızı bildirdik. Sonuna kadar yanında olduğumuzu bildirdik. Biz, başkalarının yaptığı gibi ‘bu eylemden vazgeçin’ demedik. Çünkü o kadar inanmışlar ki bu eylemden vazgeçmeleri mümkün değil ve vazgeçmelerini istemek kimsenin hakkı değil.

Nuriye o kadar güzel bir şey söyledi ki; ‘kaslarımla birlikte adaletin nasıl eridiğini ben burada gördüm, bunu yaşıyorum’ dedi. Herhalde bunun ötesinde söylenebilecek çok fazla bir söz yok. Arkadaşlarını çok merak ediyor, onları soruyor sürekli. Çok bitkin ama gözlerinde haklılığını ve adaletin tecelli edeceği duygusunu gördük.

Yaşam hakkı, insanın en temel hakkı. Bu insanların yaşam haklarını ellerinden almayınız.  Siz, bu haklılığı göre göre bu iki masum insanı tutuklandınız; yaşam haklarını ellerinden alıyorsunuz. Bir an önce bırakmanızı, bir an önce özgürlüklerine kavuşup tedavi sürecine başlamalarını ve işlerine iade edilmelerini istiyoruz.

Dün, arasında benim de ve arkadaşlarımın da imzası olan 111 aydının, çok masumane yaşam hakkının teslim edilmesine ve işlerine iade edilmelerine ilişkin gazete ilanımıza Sayın İçişleri Bakanı’nın ‘teröristlere yardım ve yataklık ediliyor’ şeklindeki beyanı gerçekten çok üzücü. İki arkadaşımız da hiçbir hal ve koşulda kesinleşmiş bir hükümle herhangi bir örgütün üyesi olduğu kanıtlanmış durumda olmayan kişilerdir. Biz, yargının kararlarını bir kenara bırakıp yürütmenin söyledikleriyle mi vatandaşı aydınlatacağız? Yürütmenin içinde olan, en üst noktasında olan İçişleri Bakanı’nın bu tavrı gerçekten çok üzücü. Ama bir sevindirici yanı var; İçişleri Bakanı’nın gerçeğe aykırı beyanı, bu hareketin daha da güçlenmesine neden olmuştur.”

ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ise şöyle konuştu:

“Bu hafta birçok hukuksal girişimde bulunduk. Bunlardan birincisi, onları tutuklu tutmaya devam eden mahkemeden kapsamlı bir salıverme talebinde bulunduk. Bu talebimiz hakkında henüz bir cevap vermiş değiller. Dana önce bu talebimizi reddetmişlerdi, biliyorsunuz. Yine Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini ve zabıt katibini reddettik.

 Henüz daha hiç duruşma yapılmamış bir dosyada neden mahkeme heyeti reddedilir sorusunun cevabını sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu mahkemenin bu dosyaya verdiği esas numarasının, dosya numarasının verilme tarihi 23 Mayıs’tır. Oysa ki 21’i tarihli polis evraklarında bu esas numarası kullanılmıştır, polis tarafından. Bunun fiziken ve hukuken olması mümkün değil. 23’ünde yapılmış bir tensibin, kabul edilmiş bir iddianamenin esas numarasının 21’inde polis evrakının içinde bulunması, polisle mahkemenin kabul edilemeyecek, bizden saklanmış, usule aykırı, yolsuz evraka dayanan bir işbirliği içerisinde olduğu anlamına gelir; bunu kabul etmek mümkün değil.

Yine bir başka sorun şu; ayın 23’ünde mesai saati sonrasında tutuklandı Nuriye ve Semih. Bir soruşturma nedeniyle sulh ceza hakimi tarafından tutuklandılar. Aynı gün, yani ayın 23’ünde mesai saati içinde diğer davanın da açıldığı iddia edildi bize. Tensip kararı geldiğinde gördük ki henüz tutuklanmamış olan Nuriye ve Semih’ten, mahkeme ‘başka suçtan tutuklu sanıklar’ diye söz ediyor. Yöne hukuken, fiziken, maddeten olmaması gereken bir şeyle karşı karşıyayız. Akşam saat 8’de tutuklanacak iki insandan mesai saati içerisinde yapılan bir tensibin ‘başka suçtan tutuklular’ diye söz etmesi, aslında tutuklama kararının da yargıçların, savcıların değil tamamen polis fezlekesinin ve organizasyonunun bir devamı niteliğinde olduğu anlamına gelir. Bunlar, bu tutuklamayı idari bir kapatma haline getirir. Ortada yargı yok. Bunlar idari işlemler. Sayın İçişleri Bakanı’nın bu kadar çok bu meseleye dahil olmasını bir başka nedeni de bu. Çünkü gerçekten İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülüyor, yargı işlemleri de dahil. Polisin elinde açılmamış davaların numaraları var. Henüz tutuklanmamış insanların tutuklanacağı yargıçlara malum oluyor ve zabıt katiplerine. Bunlar kabul edilemez şeyler.

Bu başka başvurumuz Anayasa Mahkemesi’neydi. Ayın 22’sinde başvurduk ve tedbir talebiyle başvurduk. Derhal bu tutukluğa son verilmesini istedik.

Hapishane koşullarını protesto etmek için hapishanelerde açlık grevine başlamış insanları Türkiye çok gördü; bunun bedelini çok ödedik. Ama içerisinde bulunduğumuz durum tamamen farklı. Açlık grevine hapishanede başlamadılar ve hapishane koşullarıyla bir ilgisi yok açlık grevinin. Açlık grevinin 75’inci gününde, açlık grevini sonlandırmak, etkisini azaltmak yahut zorla müdahale etmek üzere tutuklandılar. Bu meşru bir tutuklama nedeni değildir.

Anayasa Mahkemesi’nden bu konuda tedbir istedik, bireysel başvuruyla. Altıncı gün doldu; yaşam hakkı ihlali tehlikesi barındıran bir tedbir için altı gün çok uzun bir süredir. 24 bilemediniz 48 saat içerisinde bu gibi tedbirler görüşülmelidir.

Altı gün bekledikten sonra daha fazla beklemeyi anlamlı bulmadığımız için AİHM de yönde tedbir talepli bir başvuruda bulunduk. AİHM’nin en geç bir sonraki gün bu tedbir talebi konusunda karar vereceğine inanıyoruz.”

Van Barosu Başkanı Av. Murat Timur da şöyle konuştu:

“Ölüme doğru giden bu açlık grevinde baroların sessiz kalması elbette beklenemezdi. Bugün biz, bu çerçevede Nuriye ve Semih’i ziyaret ettik. Ben de Semih’i ziyaret eden grubun içerisindeydim. Tek bir talebi var Semih’in, adalet talep ediyor. Adalet talep ederken, aslında son bir yıl içerisinde Olağanüstü Hal ile birlikte insanların neler çektiklerini, ne tür hukuksuzluklarla karşılaştıklarının tablosunu da çizmekte.

Bizler hukuk örgütleri olarak, elbette 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimiyle hukuk önünde hesaplaşılması gerektiğini savunuyoruz. Devlet, sonuna kadar bu darbe girişiminin hesabını sonuna kadar sormalı. Ancak gelinen aşamada bu süreç, muhalifleri tasfiye etme sürecine dönüşmemeli.

Semih ve Nuriye’nin de açlık greviyle birlikte yaşanılan hukuksuzluklar görünür olmaya başladı.

Adalet beklentisi gerçekleşmezse bu toplumda çok büyük kırılmalar yaşanır. Nuriye ve Semih’in dikkat çektiği nokta burası. Bu çerçevede toplumda fazla ayrışma ve kutuplaşmanın olmaması adına, göz göre göre ölümlerin olmaması adına bir an önce buradaki temel talebin sağlanması gerekiyor.”

Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan ise şunları söyledi:

“İnsanlar, savunma hakkından bile yararlandırılmadan bir gece yarısı çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerin ekinde yer alan listelerde isimleri geçirilerek işlerinden, belki de yerlerinden yurtlarından ediliyorlar. Bizler buna sessiz kalamazdık. Ben de Semih’le görüşen heyetin içindeydim. Semih dirençli, güçlü, sıkı duruyor belli.

‘İşimi geri istiyorum. Bizim bu mücadelemiz, diğer kamu çalışanları için de bir iş güvencesi anlamına gelir’ diyor. Bu anlamda Semih ve Nuriye’de simgeleşen bu mücadeleye katkı verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bizim Semih ve Nuriye’den açlık grevini sonlandırmaları gibi talebimiz olmadı. Buna elbette kendileri karar verecekler. Biz, temel olarak bütün insanların olduğu gibi Semih ve Nuriye’nin de yaşamasını istiyoruz. Ama mücadele biçimine elbette özgür iradeleriyle kendileri karar verecek.

Bu aşamada aslında bir çığlık var. Bütün siyasal tartışmalarımız bir yana insani ve vicdani temelden bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda da Nuriye ve Semih’in bir an önce, geri dönülemez bir noktaya gelmeden önce işlerine iade edilmeleri gerektiğini vurgulamak istiyorum. En doğru, en kalıcı çözüm de budur.”

Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Ahmet Özmen de şöyle konuştu:

“Son bir yıldır Türkiye’nin tamamı için neredeyse her ilde ihlal edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin var olmadığını söylemek mümkün değil. Belediyelere kayyum atanmasından, seçme ve seçilme hakkının milletvekillerinin tutuklanması yoluyla ihlal edilmesinden, ifade hürriyetinden, basın özgürlüğünden yaşam hakkına kadar ne yazık ki insan hakları karnesi olarak Türkiye çok kötü durumda.

Kamudan ihraçlar konusu Nuriye ve Semih şahsında sembolleşti. Tutuklamaya başvurmak yerine bu iki canı kurtarmak için ne yapabilirizi düşünmek gerekir.  İçişleri Bakanlığı ve diğer hükümet yetkilileri, bunu düşünmek yerine ne yazık ki bir örgüt üyeliği soruşturmasıyla Nuriye ve Semih’i tutukladılar.

Görevlerine iade edilerek ve OHAL Komisyonu kapsamında ivedilikle değerlendirilerek bunun sağlanabileceğini düşünüyorum. Bu hususta özel bir imkan sağlanarak can kayıplarının önüne geçilmesi, Nuriye ve Semih’in yaşamının bir an evvel kurtarılması gerekiyor.”

Sakarya Barosu Başkanı Av. Zafer Kazan da şunları söyledi:

“Ben, Nuriye’yle görüştüm. Bir ölüm yokuşunda tebessümle yürüyen bir insan gördüm bugün. Çünkü haklıydı. Haklı olduğu, vicdanıyla yürüdüğü çok belliydi. Doğrusu onun gözlerinden aldığım enerji, beni kendimden utandırdı. Adalet için ölen, ölümü göze alan birisi vardı karşımda.

Gerçekten eğer adalet yoksa yaşamanın da bir anlamı yok. İnsan olmak, en temelinde adalet içinde yaşamakla bir anlam kazanıyor. Ben bu anlamı gördüm Nuriye’nin gözlerinde. Ve ona ‘seni kaybetmek istemiyoruz’ dedim. Bütün ümidiyle ‘umarım öyle olacaktır’ dedi, yöne o tebessüm eden gözleriyle.

‘Bir insan ölmesin’ demek, suç mudur? ‘İnsanlar ölüyor, gözümün önünde eriyor, vicdanımız rahatsız’ dediğimiz için tehdit edilecek kişiler miyiz biz? Bu tavrımızın ne kadar insanı olduğu görülecek yerde ‘teröre yardım ediyorlar’ diye bir suçlama gerçekten vahim, gerçekten tarifi zor bir nitelendirme.

Gelin Nuriye ile Semih ölmesin. Nuriye ve Semih gibi insanlar haksızlığa uğramasın. Elbette ki suçla mücadele edilecek. Ama siz, daha dün ülkeyi kuşatan FETÖ’nün yöntemleriyle hukuku aşarak, hukuksuzluk yaparak hukuka ulaşamazsınız.

Daha yargılaması yapılmadan ‘bunlar DHKP-C’li teröristler, siz de onların yardakçısısınız, yatakçısısınız’ demek ne demektir? Yargıya talimat suç değil mi? Bu talimat değil de nedir peki?

Devlet, insanı yaşatmak için devlettir. İnsanı yaşatmayan bir devlet ayakta duramaz. Biz devletin kendisine sahip çıkıyoruz, insan hayatına sahip çıkarak.

Gelin, suçla hep beraber mücadele edelim, ama hukukun prensiplerine riayet ederek. Hukukun şemsiyesi, devletin güvenlik şemsiyesidir. Gelin, bir başlangıç olsun, Semih’le Nuriye’yi kurtaralım.”

TARİH: 28 Haziran 2017

YER: ABEM