AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
BİLGEÇ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 28578/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Aralık 2009
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28578/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı (başvuran) Ahmet Bilgeç’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Temmuz 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından A. Şencan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran solunum yolu rahatsızlığının işten çıkarılmasına neden olduğunun tespiti için 21 Eylül 1993 tarihinde Ankara İş Mahkemesi’nde dava açmıştır. Dava dosyasında yer alan bilgilere göre bu kararın verildiği tarihte dava Yargıtay önünde halen devam etmekteydi.
HUKUK
Başvuran yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle AİHM’yi başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Hükümet bu bağlamda iki itirazda bulunmaktadır. İlk olarak başvuran öne sürmüş olduğu şikayetlerini ulusal yetkililer nezdinde dile getirmemiştir. Hükümet ikinci olarak ise başvuranın ulusal mahkemeler önünde halen devam eden yargılamanın sonuçlanmasını beklemeden AİHM’ye başvurduğu hususuna dikkat çekmektedir.
AİHM, Savunmacı Hükümetin itirazına benzer birçok şikayetin daha önce de dile getirildiğini ve reddettiğini hatırlatmakta ve (Bkz. diğerleri arasında, Tendik vd.-Türkiye no: 23188/02, 22 Aralık 2005; ve mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye, 8 Haziran 1995, seri:A no: 319-A) Hükümet tarafından öne sürülen görüşlerin bu içtihadın dışına çıkılmasını gerektirecek istisnai bir durumu içermediğini saptamaktadır.
Hükümetin itirazının ikinci kısmı ile ilgili olarak AİHM, başvuranın şikayetinin yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşip gerçekleşmediğine değil, yargı sürecinin uzunluğunun aşırı olmasına yönelik olduğunu anımsatır. Dolayısıyla Hükümetin bu itirazı da reddedilmektedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa gelince, dikkate alınması gereken dönem 21 Eylül 1993 tarihinde başlayıp henüz sona ermemiştir. İki dereceli mahkemede görülen bu süre şu ana dek yaklaşık on altı yıl sürmüştür. AİHM, daha önce de benzer sorunları ortaya koyan birçok başvuruyu incelediğini ve AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydetmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Frydlender-Fransa [BD] no: 30979/96).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında ve bilhassa sözkonusu yargılamanın başvuran açısından arz ettiği önem dikkate alındığında, AİHM yargılamanın uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» ilkesi ile bağdaşmadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Geriye 41. maddenin uygulanması hususu kalmaktadır. Başvuran maddi, manevi tazminat ve yargılama giderleri için toplam 100.000 Euro talep etmekte, buna karşılık iddialarını destekleyici herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.
Hükümet makul olmadığını savunduğu bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderlerine ilişkin herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır, AİHM bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir. Buna karşılık, sözü edilen yargı sürecinin uzunluğunun makul süre ilkesinin ötesine geçmesi başvurana bir tazminat ödenmesini gerektirmektedir. AİHM, 41. madde uyarınca, hakkaniyete uygun olarak başvurana bu bağlamda 14.400 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
Bununla birlikte, yargılama halen derdesttir, AİHM Savunmacı Devletin adaletin iyi idaresini gözeterek davanın bir an evvel sonuçlanmasını sağlayacak gerekli önlemleri alması gerektiği kanısındadır (Bkz. Çayğan-Türkiye kararı no: 61/04, 27 Ocak 2009).
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 14.400 (on dört bin dört yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 15 Aralık 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.