Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

AİHM KARARI - ŞAYIK
Bu Duyuruyu Yazdırın
Geri Dön

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ 

İKİNCİ DAİRE   

ŞAYIK vd. -TÜRKİYE DAVASI 
 
 

(Başvuru numaraları:1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07, 36561/07, 36591/07 ve 40928/07) 
 
 
 

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ 
 
 
 
 

STRAZBURG 
 
 

08 Aralık 2009 
 
 
 
 
 
 
 
 

İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.  

USUL  

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07, 36561/07 ve 40928/07) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Hayrettin Şayık, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan, Turgay Bilge, Fahri Arcagök, Mehmet Özboğan (Aksa) ve  Mehmet Salih Şimşek’in (başvuranlar) sırasıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Aralık 2006, 23 Şubat 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007 ve 13 Eylül 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  

Kendi savunmasını  üstlenen Hayrettin Şayık dışında, başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.   
 
 

OLAYLAR  

I. DAVANIN KOŞULLARI 

Başvuranlar sırasıyla 1963, 1969, 1975, 1976, 1974, 1976 ve 1978 doğumlu olup, halen Diyarbakır ve Siirt cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadır.  

Başvuranlardan Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) 19 Kasım 1995 tarihinde, Murat Aslan ve Fahri Arcagök 1 Kasım 1997 tarihinde, Mehmet Salih Şimşek 10 Aralık 1998 tarihinde, Hayrettin Şayık 26 Haziran 2000 tarihinde ve Mehmet Ali Oğuzhan 16 Nisan 2001 tarihinde yasadışı silahlı terör örgütü Hizbullah’a karşı yürütülen operasyonlarda yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvuranlar, yakalandıktan birkaç gün sonra yetkili hakim tarafından tutuklanmıştır. Savcılık, farklı tarihlerde düzenlenen iddianamelerde başvuranları özellikle yasadışı silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve Türkiye’nin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya teşebbüs etmekle suçlamıştır.  

Tarafların sunduğu dosyadaki bilgilere göre, Mehmet Salih Şimşek hakkında açılan kamu davası ilk derece mahkemesi önünde görülmeye devam etmekte olup, kendisiyle ilgili henüz bir yargı kararı verilmemiştir.  

Esas hakimleri, 13 Şubat 2008 tarihinde Mehmet Ali Oğuzhan’ı ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin kararı temyiz edilmiş ve dosyadaki bilgilere göre Yargıtay henüz kararını bildirmemiştir.  

Murat Aslan ve Fahri Arcagök ilk derece mahkemesinin 30 Eylül 2005 tarihinde aldığı kararla ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiş, ancak sözkonusu karar 12 Mart 2007 tarihinde Yargıtay tarafından bozulmuştur. 23 Kasım 2007 tarihinde, ilgili şahıslar Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bununla birlikte, bir kez daha temyize götürülen bu karar, tarafların sunduğu bilgilere göre Yargıtay önünde görülmeye devam etmektedir.  

Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) ise, 22 Nisan 1998 tarihinde, esas hakimleri tarafından ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bununla birlikte, Yargıtay 2 Eylül 1998 tarihinde, verilen bu kararı bozmuştur. 23 Nisan 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi bir kez daha mahkûmiyet kararı vermiş, ancak 2 Kasım 2004 tarihinde yüksek mahkeme sözkonusu kararı bozmuştur. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Ekim 2007 tarihli kararında, bu başvuranları ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiş ve 16 Mayıs 2008 tarihinde Yargıtay da bu mahkûmiyeti onamıştır.  

Hayrettin Şayık, ilk derece mahkemesinin 31 Mart 2005 tarihli kararıyla ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Ancak, sözkonusu karar 11 Aralık 2006 tarihinde Yargıtay tarafından bozulmuştur. Adı geçen başvuran 9 Kasım 2007 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bir kez daha aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmiş ve bu mahkûmiyet 19 Ocak 2009 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.  

Başvuranların tutuklandıkları tarihten itibaren tekrarladıkları tahliye talepleri adli makamlar tarafından sürekli olarak reddedilmiş  ve her defasında « isnad edilen suçun niteliği», « delil durumu» ve « dosya içeriği » gibi benzer ifadeler yinelenerek tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.  

Sonuç  olarak, Mehmet Salih Şimşek halen tutuklu bulunmaktadır. Diğer altı başvuran ise esas hakimlerinin verdiği mahkûmiyet kararına kadar tutuklu kalmıştır. İşbu kararın alındığı tarihte Mehmet Salih Şimşek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında yürütülen davalar ulusal mahkemeler önünde görülmeye devam etmektedir.   

HUKUK

I.  DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

Şikâyetlerin olgu ve esas bakımından benzerliğini dikkate alan AİHM,  başvuruların birleştirilmesine ve tek dava halinde incelenmesine karar vermiştir.

II.  AİHS’NİN 5. MADDESİNİN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, öncelikle tutuklu kaldıkları sürenin aşırı uzunluğundan şikâyetçi olmakta ve tutukluluğun yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını savunmaktadır. Sözkonusu şikâyetlerin dile getiriliş şeklini göz önüne alan AİHM, bunların AİHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.

    A.  Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, başvuranların 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte kalan eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104. maddesi ve devamında ve yine bu tarihten itibaren yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 100. maddesi ve devamında öngörülen hükümlere dayanarak tutuklama ve tutukluluk halinin devamı yönündeki kararlara itiraz etmediklerini kaydetmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.   

Başvuranlar, bu iddialara karşı çıkmakta ve esas hakimlerine her duruşma sonunda serbest bırakılmayı talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin tekrarlanan bu taleplerini sistematik olarak reddettiğini hatırlatmaktadır.   

AİHM, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu durumu dışında, daha önce Hükümetin benzer itirazlarını reddettiğini hatırlatmaktadır. Gerçekten de, AİHM yeni ceza muhakemeleri usulü kanununun yürürlüğe girmesinden önceki durumlarda Türk hukuk sisteminin AİHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı anlamında davalıların tutukluluk halinin yasallığına karşı çıkma imkânı sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığını tespit etmiştir (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Koşti ve diğerleri davası, no 74321/01, prg. 20-24, 3 Mayıs 2007, ve Türkiye aleyhine Bağrıyanık davası, n43256/04, prg. 43-51, 5 Haziran 2007). 

Hükümetin itirazını yeni ceza muhakemeleri kanunu çerçevesinde dile getirmesini göz önüne alan AİHM, bu şikâyetin başvuranların AİHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayandırdığı şikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmakta ve esasla birleştirilerek incelenmesine karar vermektedir.  

Sözkonusu şikâyetlerin başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  tespit eden AİHM, başvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.

    B.  Esasa ilişkin

    1.  AİHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı

Hükümet, tutukluluk hali süresinin özellikle isnat edilen suçların niteliğine, adaletin engellenme tehlikesine, öngörülen cezaların ağırlığına ve başvuranların tekrar suç işleme ihtimaline oranla aşırı bulunamayacağını savunmaktadır.  

Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleşik içtihadı  bakımından AİHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37, CEDH 2007-II (alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46, 18 Temmuz 2006), mevcut kararın alındığı tarihte, Hayrettin Şayık’ın beş yıl sekiz aydan fazla; Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa)’nın on bir yıldan fazla ; Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün sekiz yıl yedi aydan fazla ; Mehmet Ali Oğuzhan’ın altı yıl dokuz aydan fazla ; ve son olarak Mehmet Salih Şimşek’in on yıl on bir aydan fazla tutuklu kaldığını tespit etmektedir.  

AİHM, benzer durumlarda bu kadar uzun süren tutukluluk halinin AİHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafını ihlal ettiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Dereci davası, no 7845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Taciroğlu davası, n25324/02, prg. 18-24, 2 Şubat 2006 ve Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 34-42). Başvuranlara isnat edilen suçların ciddiyetini, adaletin engellenme tehlikesini, başvuranların tekrar suç işleme ihtimalini ve ihtilaflı davaların karmaşıklığını kabul etmekle birlikte AİHM,yerleşik içtihadı ışığında, mevcut davada da aynı sonuca varmaktadır.  

Dolayısıyla, AİHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı ihlal edilmiştir.  

    2.  AİHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı

AİHM, gözaltına alınan ya da tutuklanan kimselerin özgürlükten mahrum bırakılmalarının AİHS anlamında « yasallığı » için gerekli usul ve esas gereksinimlerine uyulup uyulmadığını sorgulama hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, yetkili mahkemenin « hem [ulusal mevzuatın] usule ilişkin kurallarının ve tutuklama gerekçesi olan şüphelerin makul niteliğinin dikkate alınıp alınmadığını ve hem de bu ve gözaltının meşru amaca yönelik olup olmadığını » denetlemesi gerekir  (Birleşik Krallık aleeyhine Brogan ve diğerleri davası, 29 Kasım 1988, prg. 65, seri A no 145-B). Tutukluluk haline karşı yapılan bir itirazı inceleyen yargı organının  hukuki nitelikli olması ve usule ilişkin teminatları sunması gerekir. Yargılama, hem “çekişmeli” olmalı ve hem de her durumda iddia makamı ile tutuklu arasında « silahların eşitliği»’ni garanti etmelidir (İsviçre aleyhine Sanchez-Reisse davası, 21 Ekim 1986, prg. 51, seri A no 107, Avusturya aleyhine Toth davası, 12 Aralık 1991, prg. 84, seri A n224, ve Yunanistan aleyhine Kampanis davası, 13 Temmuz 1995, prg. 47, seri A no 318-B). Eğer sanığın tutukluluk gerekçesi 5. maddenin 1 c) paragrafı kapsamına giriyorsa, bir duruşma yapılması zorunlu hale gelir (Almanya aleyhine Schöps davası, n25116/94, prg. 44, CEDH 2001-I). 

AİHM, başvuranların ilk derece mahkemesinde görülen duruşmalar sırasında birçok defa tahliye talebinde bulunduklarını ve bu taleplerin her seferinde reddedildiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, AİHM ulusal mahkemelerin iddiaya göre aşırı olan tutukluluk haline son verme ve bu suretle başvuranların iddia ettikleri ihlalleri önleme ya da düzeltme imkânına sahip olduğu kanaatine varmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Temel ve Taşkın davası (karar), n40159/98, 14 Kasım 2002, Türkiye aleyhine Acunbay davası, no 61442/00 ve 61445/00, prg. 48, 31 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Çobanoğlu ve Budak davası, no 45977/99, prg. 37-39, 30 Ocak 2007). 

Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce benzer davalarda incelediğini belirten AİHM, bir yandan uygulamada makul bir başarı şansı  sunmadığı (bakınız, diğerleri arasından, Koşti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 22) ve diğer yandan yargı organının hukuki nitelikli olması ve usule ilişkin teminatları sunması zorunluluğuna ve özellikle yargının çekişmeli olması ve taraflar arasında silahların eşitliği gibi ilkelere uyulmaması dolayısıyla (bu bağlamda, bakınız Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 51) bu itiraz yolunun etkisiz kaldığına hükmettiğini hatırlatmaktadır.  

Bununla birlikte AİHM, itiraz davasıyla ilgili mevzuatın 4 Aralık 2004 tarihinde değişikliğe uğradığını gözlemlemektedir. Yeni CMK’nın 271. maddesi gereğince, « kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir ». Böylece, yeni CMK hükümleri bir tutuklunun müdafi veya vekilinin itiraz talebi incelendiği sırada adli makamlar tarafından dinlenmesini mümkün kılmaktadır.  

Bu itiraz yolunun etkinliği hakkında spekülasyon yapmadan mevcut davanın özel koşullarıyla sınırlı kalmayı hedefleyen AİHM, yine de Hükümetin yeni kanun hükümlerine göre yürütülen bir itiraz davasında çekişmeli olma ilkesine uyulduğunu gösteren bir örnek sunmadığını kaydetme ihtiyacı duymaktadır. Gerçekten de, sözkonusu hüküm okunduğunda, bir yandan itiraz davasının duruşmasız yürütüldüğü vurgulanmakta ve diğer yandan da aynı davada bir duruşma yapılmasının tutuklu veya vekilinin talebinden bağımsız olarak mahkemenin takdirine bırakıldığı görülmektedir.  

AİHM, aldığı  kararın mevcut dava koşullarıyla sınırlı kaldığını ve tutuklama veya tutukluluk halinin devamına hükmedildiği durumlarda bunun asla bir itirazın başvurulması gereken bir hukuk yolu oluşturmadığı anlamına gelen genel bir söylem olarak yorumlanmaması gerektiğini hatırlatmaktadır. AİHM, ayrıca mevcut davadaki unsurların daha önce bu itiraz yolunun AİHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının gereksinimlerini karşılamadığı yönündeki hükmünden farklı bir sonuca varmak için yeterli olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dayalı ön itirazını reddetmekte ve mevcut davada adı geçen hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

III.  AİHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, davalarının makul süre içerisinde görülmediğinden ve aynı zamanda haklarında yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyetçi olmakta ve bu başlık altında AİHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır. 

    A.  Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, başvuranların mevcut başvuruyu ulusal mahkemeler önünde kesin karar elde edilmeden sundukları gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümete göre, bu bağlamda tüm başvurular zamanından önce sunulmuştur. Hükümet, ayrıca başvuranların hem hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz konusu yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını ve hem de idari mahkemeler önünde tam yargı davası açarak tazminat talep etmediklerini savunmaktadır.  

Hükümetin ilk itirazıyla ilgili olarak AİHM, süresinin çok uzun olmasından şikayet edilen bir yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından, bu ön itirazın ceza yargılaması süresine dayalı şikâyetin niteliğiyle bağdaşmadığı kanaatine varmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Erhun davası, no 4818/03 ve 53842/07, prg. 24, 16 Haziran 2009). İkinci itirazla ilgili olarak ise AİHM, Hükümetin buna benzer itirazlarını daha önce de reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 36-39, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak AİHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.    

AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.

    B.  Esasa ilişkin

Başvuranların yargılama süresinin uzunluğuna dayalı şikâyeti hakkında Hükümet, davanın karmaşıklığına, dosyaların büyüklüğüne, başvuranlara isnat edilen suçların niteliğine, işlenen suçların çokluğuna, davaya dahil edilen sanık, tanık, davalı ve mağdurların sayısına bakıldığında ve özellikle organize suçlarla ilgili yargılamaların önündeki zorluklar dikkate alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığının söylenemeyeceğini ve ayrıca ulusal mahkemelerin söz konusu yargılamaları yürütürken çabuk davranmadığının iddia edilemeyeceğini savunmaktadır.   

Başvuranlar, bu argümanlara karşı çıkmaktadır. 

AİHM, süreçlerin yargılanmalarla başladığını, yani, Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) için 19 Kasım 1995 tarihinde, Murat Aslan ve Fahri Arcagök için 1 Kasım 1997 tarihinde, Mehmet Salih Şimşek için 10 Aralık 1998 tarihinde, Hayrettin Şayık için 26 Haziran 2000 tarihinde ve Mehmet Ali Oğuzhan için ise 16 Nisan 2001 tarihinde başladığını tespit etmektedir.  

AİHM, Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) ile Hayrettin Şayık hakkında açılan davaların sırasıyla 16 Mayıs 2008 ve 19 Ocak 2009 tarihlerinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerinin başvuranları ömür boyu hapse mahkûm eden kararlarını onamasıyla son bulduğunu not etmektedir. AİHM, öte yandanMehmet Salih Şimşek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında açılan davaların görüldüğü kadarıyla mevcut kararın alındığı tarihte ulusal mahkemeler önünde halen görülmekte olduğunu kaydetmektedir.   

Sonuç  olarak, iki dereceli yargılama için Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) hakkında yürütülen ceza davası yaklaşık on iki yıl altı ay; Hayrettin Şayık hakkında yürütülen ceza davası sekiz yıl altı aydan fazla ve Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında yürütülen ceza davası on iki yıldan fazla sürmüştür. Mehmet Ali Oğuzhan hakkında yürütülen ceza davası bugün itibariyle karara bağlanan tek dereceli yargılama için şimdiden sekiz yıl yedi aydan fazla sürmüştür. Mehmet Salih Şimşek hakkında yürütülen ceza davası ise bugün itibariyle henüz hiçbir yargı kararı alınmamasına rağmen şimdiden on yıl on bir aydan fazla sürmüştür.  

AİHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere, AİHM tarafından benimsenen kıstaslar ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], n25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).

   

Öte yandan AİHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü olduğu bir konumda – başvuranları bütün yargılama süreci boyunca tutuklu bulundurduklarını ve Mehmet Salih Şimşek’in ise hâlâ tutuklu olduğunu gözlemlemektedir (bakınız, diğerleri arasından, Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI ve Türkiye aleyhine Gezici ve İpek davası, no 71517/01, prg. 54, 10 Kasım 2005). 

AİHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık, davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle bazı karmaşıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu karmaşıklık tek başına bir yargılamanın sekiz yıl yedi aydan fazla ya da yaklaşık on iki yıl altı ay sürmesini haklı gösteremez.    

Konuyla ilgili yerleşik içtihadını (bakınız, diğer birçoğu arasından, Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm, ve Türkiye aleyhine A. Yılmaz davası, n10512/02, prg. 46-53, 22 Temmuz 2008) ve mevcut dava koşullarını dikkate alan AİHM, ihtilaflı yargılamaların uzun sürdüğü ve dolayısıyla « makul bir sürede yargılanma hakkı » gereksinimine cevap vermediği kanaatine varmaktadır.  

Bu itibarla, söz konusu şikâyetle ilgili olarak AİHS’nin 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.  

AİHS’nin 13. maddesine dayandırılan ve Hükümetin görüş bildirmediği  şikâyetle ilgili olarak AİHM, buna benzer bir şikâyeti daha önce inceleme fırsatı bulduğunu ve Türk hukuk sisteminin davalılara AİHS’nin 13. maddesi anlamında ceza yargılamasının uzunluğundan şikâyet etmelerine olanak sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, Tendikve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 34-39, ve Türkiye aleyhine Vurankaya davası, no 9613/03, prg. 31 ve 32, 10 Mayıs 2007). AİHM, mevcut durumda öncekilerden farklı sonuca varmayı gerektirecek bir neden görememektedir.  

Sonuç  olarak AİHM, başvuranların davalarının, AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında belirtildiği şekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaştırılması haklarını kullanabilmelerine olanak sağlayan bir başvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı AİHS’nin 13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.

IV.  AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

Uğradıkları  manevi zararın karşılığı olarak Hayrettin Şayık 20.000 Euro, Mehmet Salih Şimşek 35.000 Euro, Turgay Bilge, Mehmet Özboğa (Aksa) ve Mehmet Ali Oğuzhan herbiri için 50.000 Euro, ve Murat Aslan ve Fahri Arcagök herbiri için 55.000 Euro talep etmektedir. Başvuranlar ayrıca, rakam belirtmeksizin kendilerini ziyarete gelen ailelerinin yol masrafları ile tutukluluk süresince cezaevinde yaptıkları harcamaların karşılığı olarak bir maddi tazminat talep etmektedir. Başvuranlar, yine rakam belirtmeksizin ve hiçbir kanıt belgesi sunmaksızın ulusal mahkemeler ve AİHM önündeki yargılama gider ve masrafları için ayrıca bir tazminat talep etmektedir.  

Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir. 

Maddi tazminat ve yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak AİHM, başvuranların taleplerinin Tüzük’ün 60. maddesine uygun olarak dile getirilmediğini ve dolayısıyla bu başlık altında tazminat ödenmesine yer olmadığını gözlemlemektedir. Buna karşın, AİHM manevi tazminat olarak başvuranlardan Hayrettin Şayık’a 4.000 Euro, Mehmet Ali Oğuzhan’a  6.500 Euro, Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün herbirine  9.000 Euro,  Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa)’nın herbirine 11.000 Euro ve Mehmet Salih Şimşek’e 11.500 Euro ödenmesi ve bu tutarlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasının hakkaniyete uygun olacağı kanaatindedir.  

Bundan ayrı  olarak, Mehmet Salih Şimşek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında yürütülen ceza davalarının aradan sekiz yıl yedi ay geçmesine rağmen hâlâ görülmekte olduğunu ve Mehmet Salih Şimşek’in on yıl on bir aydan fazla bir süredir hâlâ tutuklu bulunmasına dikkat çeken AİHM, iyi bir adalet yönetiminin gereklerini yerine getirmek suretiyle tespit edilen ihalin uygun bir şekilde sona erdirilmesi ve söz konusu davaların en kısa zamanda karara bağlanması gerektiğini kaydetmektedir (Türkiye aleyhine Yakışan davası, no 11339/03, prg. 49, 6 Mart 2007). 
 

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  

1. Başvuruların  birleştirilmesine;  

2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;  

3. AİHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;     

4. AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;     

5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından, aşağıdaki miktarların manevi tazminat olarak ödenmesine:

(i) Hayrettin Şayık’a 4.000 Euro (dört bin Euro);

(ii) Mehmet Ali Oğuzhan’a 6.500 Euro (altı bin beş yüz Euro);

(iii) Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün her birine 9.000 Euro (dokuz bin Euro);

(iv) Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa’nın  (Aksa) her birine 11.000 Euro (on bir bin Euro)

(v) Mehmet Salih Şimşek’e 11.500 Euro (on bir bin beş yüz Euro)

(vi) sözkonusu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  

6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
 

KARAR VERMİŞTİR.  
 
 

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 08 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.