Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

AİHM KARARI - ABAY
Bu Duyuruyu Yazdırın
Geri Dön

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ 

İKİNCİ DAİRE   

ABAY -TÜRKİYE DAVASI 
 
 

(Başvuru no:19332/04) 
 
 
 

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ 
 
 
 
 

STRAZBURG 
 
 

1 Aralık 2009 
 
 
 
 
 
 
 
 

İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
 

USUL  

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19332/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Necati Abay’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Mart 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.  

 

OLAYLAR  

Gazeteci olan başvuran, 1956 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.  

13 Nisan 2003 tarihinde saat 14’e doğru, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı’nca aynı gün çıkarılan arama emri uyarınca polis başvuranın evinde arama yapmıştır. Başvuranın imzalamayı reddettiği yakalama, arama ve el koyma tutanaklarına göre, başvuranın adı, yasadışı silahlı bir örgüte karşı düzenlenen operasyonlar çerçevesinde yakalanan bir şüpheli tarafından verilmiş ve başvuranın sözkonusu örgütün üç gizli yerinin yöneticisi olduğundan şüphelenilmiştir. Aramanın bitiminde, polis memurları, el koyma ve yakalama tutanakları düzenlemişlerdir.  

Gözaltı  sürecinin başından itibaren avukat yardımı alan başvuran, sorgulaması sırasında, sessiz kalmayı tercih etmiştir.  

Gözaltı  sürecinin başında başvuranın geçirildiği sağlık muayenesi sırasında, başvuran, diyabet hastası olduğunu ve yorgunluk, baş dönmesi ve ağız kuruluğu gibi şikayetleri bulunduğunu belirtmiştir.  

14 Nisan 2003 tarihinde, başvuran, baş dönmesi mide bulantısı ve yorgunluk şikayetleri ile başvuruda bulunduğu Haseki Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilmiştir.  

17 Nisan 2003 tarihinde, saat 10.00’a doğru, gözaltının bitiminde, başvuran, adli tabip tarafından sağlık muayenesinden geçirilmiştir. Sözkonusu sağlık muayenesinin sonunda düzenlenen sağlık raporunun sadece ilk sayfası dosyada yer almakta muayene sonuçlarını içeren diğer sayfalar dosyada yer almamaktadır. Sözkonusu muayene sırasında, başvuran, gözaltı süresince hakarete uğramaktan ve uykusuz bırakılmaktan şikayetçi olmuştur. Başvuran, dayak yemediğini ifade etmiş ancak bilinçli olarak sol elinin üzerine sıcak çay bardağı konduğunu sözlerine eklemiştir.  

Bilahare, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, kendisine atılı olayları  inkar etmiş ve polisin komplosunun mağduru olduğunu belirtmiştir. Başvuran, gözaltı sırasında fiziksel baskıya uğramadığını ancak tehdit edilip psikolojik baskıya maruz kaldığını beyan etmiştir.  

Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim karşısında, başvuran, fiziksel baskı görmediğini yinelemiş ancak polis memurlarının kendisini şu sözlerle tehdit ettiğini belirtmiştir: “Gazetede çalışmaya devam edersen sıkıntıların seni bırakmayacak”. Duruşmanın bitiminde, hakim başvuranın serbest bırakılmasına hükmetmiştir.  

Aynı  gün, Cumhuriyet Savcısı’nın itirazı üzerine, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçun niteliği ve kanıtların durumunu göz  önüne alarak, heyet kararıyla, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  

Yine aynı gün, başvuran yeniden yakalanmış ve saat 23.00’a doğru yeni bir sağlık kontrolünden geçirilmiştir. Doktor, başvuranın sol elinde, 0,5 cm’lik bir kızarıklık tespit etmiştir. Başvuran, sözkonusu izin, gözaltının ikinci günü sıcak bir çay bardağı ile meydana geldiğini ifade etmiştir.  

21 Nisan 2003 tarihinde, başvuran, avukatı aracılığıyla, tutukluluk halinin devamına itiraz etmiştir. 22 Nisan 2003 tarihinde, dosyayı inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın talebini reddetmiştir.  

Bilahare, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 3 Haziran, 14 Temmuz ve 19 Ağustos 2003 olmak üzere üç kez başvuranın tutukluluk halinin devamı hususunu incelemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, “atılı suçun niteliği”, “soruşturmanın durumu”, “kanıtların durumu” ve “firar riskini” göz önüne alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.  

23 Temmuz 2003 tarihinde sunulan iddianamede, Savcı, (dava konusu diğer dokuz kişi ile birlikte) başvuranı, yasadışı silahlı örgüte yardım ve yataklık suçu ile suçlamıştır.  

3 Ekim 2003 tarihli ilk duruşmada, Devlet Güvenlik Mahkemesi, olayların hukuki değerlendirmesinin yeniden yapılması imkanını, kanıtların durumunu, başvuranın savunmasının alınmasını göz önüne alarak, başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Sözkonusu duruşma sırasında başvuranın beyanları göz önüne alındığında, başvuran, göz altı ile ilgili hiçbir şikayetini dile getirmemiştir.  

Dosya unsurlarına göre, ulusal mahkemeler önünde dava halen derdesttir.  

Başvuran, tutuklu olduğu dönemde kendisi tarafından avukatına iletilen ve cezaevi yönetimi hakkındaki “görüşünü” belirttiği 19 Ağustos 2003 tarihli bir mektup sunmuştur.  
 

HUKUK  

AİHS’nin 5/4 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, tutukluluk süresine itiraz etmek için etkili başvuru yolundan faydalanamadığını ileri sürmektedir.  

Hükümet, başvuranın itiraz yoluna sahip olduğunu savunmaktadır.  

Koşti ve diğerleri-Türkiye (başvuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007) ve Bağrıyanık-Türkiye (başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007) kararlarında, AİHM, tutukluluk halinin yasallığının denetimini yaptırmak için iç hukukla öngörülen itiraz yolunun AİHS’nin 5/4 maddesinin gereklerini karşılamadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. AİHM, işbu dava çerçevesinde, sözkonusu sonuçtan sapmak için hiçbir neden görememektedir.  

Dolayısıyla, başvuranın, tutukluluk halinin yasallığının incelemesini yaptırtmak için AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca etkili başvuru yoluna sahip olduğu düşünülemez.  

Bu itibarla sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir.  

Ayrıca başvuran, AİHS’nin 3, 6, 8, 13 ve 14. maddelerinin ihlalinden şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 5. maddesi kapsamında başka şikayetler sunmaktadır.  

AİHM, başvuran tarafından sunulduğu şekli ile şikayetlerin tamamını  incelemiştir. Sahip olduğu unsurların tamamını göz önüne alarak ve düzenlenen şikayetleri değerlendirmede yetkili kişi olduğundan AİHM, AİHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere ilişkin hiçbir ihlal tespit edememiştir. AİHS’nin 35/4 maddesi uyarınca başvurunun sözkonusu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. 

AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, başvuran, 60.000 Euro manevi tazminat ve 4.535 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesini talep etmektedir. Başvuran, belge olarak avukatlık ücret tarifesini sunmaktadır.  

Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  

AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir atış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 1.000 Euro manevi tazminat ve 1.000 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunmaktadır.  
 

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  

1. Başvurunun AİHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkinin kısmının  kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;    

2. AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  

3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat ve 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  

4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
 

KARAR VERMİŞTİR.  
 

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 1 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.